KONU : Müvekkil Adnan Oktar’ın Müslümanların sevgi anlayışlarının Kur’an’a göre olduğuna, “gerçek sevginin” ancak Allah’a yöneltilerek yaşanabileceğine ve Müslümanların; Kur’an ahlakından uzak yaşayan insanların “sevgi” adı altında benimsedikleri çarpık düşünce ve davranışlardan hiçbir şekilde etkilenmemeleri gerektiğine dair görüşlerinin sunumudur.
AÇIKLAMALAR:
Müvekkil duruşmalar boyunca yazılı ve sözlü olarak yaptığı açıklamalarda; bugüne kadar yapmış olduğu tüm çalışmalarında asıl amacının Allah sevgisi ve Kur’an ahlakına dayalı gerçek sevginin tüm dünyaya hakim olması olduğunu; bugün yaşanan sosyal sorunların tek çözümünün Kur’an’da Allah’ın bildirdiği sevgi anlayışının yaşanmasında olduğunu belirtmiştir. Müvekkil insanların sevgiden uzak yaşamalarının önemli bir sorun olduğunu düşünmekte, gerçek sevginin önündeki engelleri ortadan kaldırmak için çaba göstermeyi vicdani bir sorumluluk olarak görmektedir.
Müvekkilin konuyla ilgili görüşlerini takdirinize sunarız;
“SOKAĞIN KİTABI”NA UYANLAR
İdeolojisi, felsefesi, dünya görüşü ne olursa olsun Kur’an ahlakından uzak bir yaşam süren kişilerin istisnasız tabi oldukları ortak bir yaşam tarzı vardır: “SOKAK KÜLTÜRÜ”.
Sokak kültürü; insan ilişkilerinin karşılıklı güven ve samimiyet yerine, kişisel çıkarları gözetme, güç ve itibar sahibi olma, karşılıklı menfaat üzerine kurulu olduğu ve bunları elde etmek için yapılan tüm ahlak bozukluklarını da normalleştiren baştan sona her aşaması hatalı bir düşünce ve davranış biçimidir.
SOKAK KÜLTÜRÜNÜN TEMELİ: NEFİS
Sokak kültürünü meydana getiren bu ilkel düşünce sisteminin kaynağı ise NEFSTİR. Nefis; sadece kişinin çıkarları için gayret eden bir mekanizmadır. Nefsin en temel özelliği egoist ve bencil olmasıdır. Nefsine uyan kişi en yakınları dahi olsa; kendisinden başka hiç kimseyi önemli ve öncelikli görmez.
Nefis sürekli vicdana aykırı hareket etmeyi telkin eder, bunu yaparken de vicdanı adeta baskı altına alır, vicdanın yap dediğini “mantığı öne sürerek” engellemeye çalışır. Vicdanları kendilerini güzel ahlak göstermeleri konusunda her uyardığında; onu susturup sokağın bozuk mantıklarına göre hareket etmeye devam ederler.
Sokak kültürüne uyanlar; hayatı bir mücadele olarak görürler; daima kendi menfaatlerini her şeyin üzerinde tutar, kendisine en ufak bir hata yapıldığında dahi affetmemeyi, öfkelenmeyi, intikam almayı, yapılan hatalı davranışa daha da şiddetli bir tavırla karşılık vermeyi son derece makul görür, hatta bu tarz kötü ahlak özelliklerini göstermemeyi kendilerince “saflık” ya da “enayilik” olarak değerlendirirler.
Hiçbir yazılı kuralı olmasa da; adeta herkes tarafından bilinen, okunan bir kitabı varmış gibi, sokak kültürünü yaşayan kişilerin düşünceleri, tavırları, hareketleri, konuşmaları, hatta mimikleri bile bu çarpık bakış açısının etkisi altındadır. Kendi koydukları bu nefsani kuralların tüm hayatlarını yönlendirmesine izin verirler.
SOKAĞIN KİTABINDA “SEVGİ TAKLİDİ”
“Sokağın kitabına” uyanlar; pek çok konuda olduğu gibi, sevgi konusunda da çarpık bir anlayışa sahiptirler. Bu kimseler her ne kadar kendi aralarında sevgiyi ve saygıyı yaşadıklarını düşünseler de, bunlar tamamen yanlış temeller üzerine kurulmuş ilişkilerdir. Yaşadıkları GERÇEK SEVGİ DEĞİLDİR, BUNLAR, SADECE “SEVGİ TAKLİDİNİ ÇIKAR İÇİN KULLANAN” KİŞİLERDİR.

Sokağın Sahte Sevgi Anlayışını Yaşayan Kişiler Arasında Ahlak Bozuklukları Normalleştirilir:
⇒ Çıkarcılık ve bencillik ortak özellikleridir: Öncelik her zaman kendi rahatları ve menfaatleridir. Diğer insanların duygularını, ihtiyaçlarını ve haklarını kendi çıkarlarının gerisinde tutarlar. Kendi çıkarlarını korumak uğruna başkalarını ezmek, acımasızlık yapmak, arkadan iş çevirmekte hiçbir sakınca görmezler.
⇒ Kendilerince karşı tarafı kandırdıklarını düşünürler: “Seviyormuş” gibi davranarak karşı tarafı tam kendi istedikleri, menfaat elde edecekleri hale getirirler. Kendileri gibi davranmak yerine, kendilerinden beklenen şekilde davranırlar. Hiçbir hareketleri gerçek düşüncelerine göre olmadığı için ortaya son derece samimiyetsiz bir görüntü çıkar.
⇒ Sözde sevgileri geçicidir, “daha iyisini” bulana kadardır: Sevdiklerini söyledikleri kişiden daha çok çıkar elde edecekleri başka birisini gördüklerinde, sevgileri bir anda azalır. Ya da karşı tarafın bir acizliğine, hastalığına şahit olunduğunda, malvarlığında bir azalma olduğunda, o kişi artık katlanılması gereken birine dönüşür ve sevginin sonu gelmiş demektir.
⇒ Kıskançtırlar: Başka birisinin kendilerinden herhangi bir yönüyle daha üstün olmasını asla kabullenemezler. Sürekli çevresindeki kişilerle kendilerini kıyasladıkları için hiçbir zaman rahat edemezler, sahip olduklarıyla yetinip mutlu olamazlar. Kıskanç insanlar başkalarının iyiliğinden, güzelliğinden ya da başarısından zevk almak yerine aksine bundan dolayı sıkıntı duyarlar. Kıskandıkları insanların nimete kavuşmaları onları hoşnutsuzluğa sürükler, daha da hırslandırır. Sözde sevdiklerini söyledikleri insanları da başkalarından kıskanırlar, sürekli onları kontrol edip üzerlerinde baskı kurmaya çalışırlar. Bunun sonucunda aralarında güvene dair hiçbir şey kalmaz.
⇒ “Hayatın gerçekleri”ne göre yaşarlar: Sözde “akılcı” ve “gerçekçi” olarak hareket ettiklerini söylerler, sürekli hesap kitap yaparlar, olayları hep kendilerine “ne getirip ne götüreceği” mantığıyla değerlendirirler. Plan yapıp, ölçüp biçerek vicdanlarının üzerini örter, sevgiden vazgeçerler.
⇒ Öfkelenme, şirretlik, didişme, kavga etme güya “doğal, insani” tepkilerdir: Aklı örten duygusallık olumsuz bir davranış olarak görülmez, aksine her insanın karakterinde olması gereken bir özellik olduğu düşünülür. Bu düşünceye göre duygusallığın neden olduğu her türlü tavır bozukluğu da ‘insani duyguların doğal sonucu’ olduğu öne sürülerek olabildiğince teşvik edilir. Bu kişiler günlük olaylar karşısında dahi hemen öfkelenip, seslerini yükseltmekten, tartışmaktan çekinmezler. Kavgacı üslubu benimseyen insanlar kendilerince, alttan almaları durumunda küçüleceklerine, karşı taraf tarafından ezileceklerine, zayıf görüleceklerine inanırlar. Bu olumsuz düşüncenin etkisiyle de içlerindeki kin ve öfke duygularını bastırmak yerine daha da güçlü ve katı bir hale getirirler.
SOKAK KÜLTÜRÜ EN ÇOK İNSANIN KENDİSİNE ZARAR VERİR
Burada sadece birkaçından bahsettiğimiz davranış bozukluklarını benimseyen kişiler her ne kadar kendi menfaatlerini gözetiyor gibi gözükseler de; gösterdikleri bu tavırlar ve altında yatan çarpık mantıklar gerçekte en çok kendilerine zarar verir.
Nefislerine göre yaşadıkları için bencil arzu ve isteklerinin peşinde sürüklenerek yaşarlar. Ruh halleri sürekli dalgalanır, sabit, tutarlı ve dengeli bir kişilik sergileyemezler. “Herkes böyle yaşıyor” düşüncesiyle, “bir şey olmaz” diyerek yaptıkları her küçük düşürücü hareket onları içten içte çökertir, ruhlarını kirletir, derinliklerini ve asaletlerini yok eder.
Sokağın kirli bakış açısına ayak uydurmaya çalışırken akıllarının perdelendiğini, doğru düşünemediklerini, dışarıdan ne kadar rahatsız edici göründüklerini fark etmezler bile.
Yapmacık hareketler, yapmacık konuşma stilleri, yapmacık yüz ifadeleri nedeniyle samimiyetsizleştikleri için kendi karakterlerinin tamamen dışında bambaşka birisine dönüşürler.
Aynı anormal davranışları karşılarındaki kişiler de kendilerine gösterdikleri için, hiç kimseye tam olarak güvenemez, her zaman sevgilerine şüpheyle yaklaşırlar.
BÖYLE BİR ORTAMDA GERÇEK SEVGİNİN YAŞANAMAYACAĞI AÇIKTIR.
Çıkarları, beklentileri ve geçici heveslerinin esiri haline gelmiş bu kişiler SEVGİDEN GİT GİDE UZAKLAŞIR.
Bu nedenle; her ne kadar seviliyor“muş” gibi yapmaya çalışsalar da; sokağın kitabına göre yaşayan insanlar arasında GERÇEKTEN SEVİLDİĞİNİ düşünen tek bir kişi dahi yoktur.
Allah’ı unutarak, nefsine göre yaşayan bir insanın tam samimi olması mümkün değildir; tam samimi olmadan da gerçek sevgiyi yaşamak mümkün olmaz. Çünkü Allah Kendisini sevmeyen kişiden sevme ve sevilme gücünü alır.
Geriye adına “sevgi” dedikleri ama gerçek sevgiden tamamen uzak, içi boş, sahte bir his kalır. Bu kişiler Allah’ı hakkıyla sevmedikleri için, hayatları boyunca gerçekten sevemez ve sevilemezler, içten içe gerçek sevginin eksikliğiyle azap içinde yaşarlar.
SOKAĞIN KİTABINA GÖRE YAŞAYANLAR;
Allah’ın emrettiği ahlak dışında bir sistem kurar,
ardından da kendi belirledikleri
bu bozuk sistemin kuralları yüzünden
AZAP DOLU BİR HAYAT YAŞARLAR.
MÜSLÜMANIN KİTABI İSE KURAN’DIR.
Müslümanın sevgi anlayışı sokak kültürünü yaşayan kişilerle TABAN TABANA ZITTIR. Çünkü Müslüman’ın kitabı KURAN’dır. Kur’an, Allah tarafından insanlara yol gösterici bir rehber olarak indirilmiştir. Müslüman için Kur’an, sevgi kitabıdır.
Bir insanın hayatı boyunca gözetmesi gereken tüm ahlaki değerler ve sevgi anlayışının nasıl olması gerektiği Kur’an’da en güzel şekilde açıklanmıştır. Kur’an’a göre sevgi, Allah’ın iman edenlere nasip ettiği özel bir nimettir.
– Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız –
Allah Kur’an’da;
“İman edip salih amellerde bulunanlar için RAHMAN BİR SEVGİ YARATACAKTIR.” (Meryem Suresi, 96)
şeklinde bu sırrı bildirmiştir.
GERÇEK SEVGİNİN KAYNAĞI ALLAH SEVGİSİDİR
Ayette Allah’ın bildirdiği gibi; sevgi kendiliğinden oluşmaz; sevgiyi kalplerde yaratacak olan Allah’tır.
Allah sevginin ana kaynağıdır ve her sevginin temelinde Allah sevgisi vardır. Müslümanın sevgisi de hiçbir şahsi menfaate değil; sadece Allah’a duyduğu derin sevgiye dayanır. Tüm kainatın Allah’ın tecellisi olarak yaratıldığını, hiçbir şeyin Allah’tan bağımsız bir varlığı olmadığını bilir.
Allah’ın beyninde yarattığı görüntüyü izlediğinin farkında olarak; Allah’ın bu görüntü içerisinde kendisi için yarattığı her görüntüyü büyük bir saygıyla ve sevinçle karşılar. Allah’ı ve yarattıklarını ne kadar iyi tanırsa sevgisi de o denli güçlenir. Allah da nimet olarak çok seveceği ve sevileceği kişileri etrafında yaratır.
Allah sevgisi ile baktığı için her yerde Allah’ın tecellisini görür. Allah’a karşı hissettiği coşkulu sevgisinin bir yansıması olarak etrafındaki insanlara, karşılaştığı tüm güzelliklere de sevgi duyar. Sevgisi müstakil hiçbir varlığa değil, yalnızca Allah’adır. Allah’ı aşkla sevdiği için Kur’an’da Allah’ın bildirdiği üstün ahlakı yaşamak için kararlılık gösterir.
KUR’AN’A GÖRE GERÇEK SEVGİNİN ÖZELLİKLERİ
Müslümanın Kitabı Kur’an’a göre GERÇEK SEVGİ;
- Sonsuzdur. Sevgi tamamen Allah’a yöneltildiği için, insanın imanı ve aklı ölçüsünde sürekli gelişir, çoğalır ve derinleşir,
- Samimidir, yapmacıklıktan uzaktır,
- Hiçbir dünyevi şarttan olumsuz etkilenmez,
- Şefkat, merhamet üzerine kuruludur,
- Sağlam bir güvene dayalıdır, çünkü güvenin kaynağı Allah’a duyulan sonsuz güvendir,
- Önyargı ve şüpheye asla yer yoktur,
- Koşulsuz ve karşılıksızdır.
- Bencil heves ve tutkulardan arınmıştır.
Kur’an’a göre sevgiyi yaşayan Müslümanlar da nefislerine göre değil, Kur’an’da Allah’ın kendilerinden istediği ahlaka göre davranırlar:
- Sadakat ve vefadan asla taviz vermezler,
- Fedakardırlar,
- Sevdiklerine kıyamazlar,
- İnce düşünceli, nezaketli, güzel sözlüdürler,
- Affedicidirler,
- Öfkelerini yenerler,
- İnsanlardaki haklarından bağışlama ile vazgeçerler,
- Kendileri için değil, sevdikleri için yaşarlar. Sevdikleri kişilerin rahatları ve huzurlarını kendi isteklerinden önde tutarlar.
- Sevdikleri için cesur olup, gerektiğinde her türlü sıkıntı ve zorluğu göze alırlar.
- Sevgilerinden asla vazgeçmezler, önlerine çıkan engeller hiçbir zaman onları yıldırmaz.
- Sevmek için bahane arar, sevmemek için bahane aramazlar.
İşte insanın yaradılışına, aklına ve vicdanına en uygun olan GERÇEK SEVGİ budur. Müslümanlar Allah’ın nasip ettiği bu sevgiyi müthiş bir coşkuyla ve sevinçle yaşarlar.

GERÇEK SEVGİ, SOKAK KÜLTÜRÜNDEN ASLA ETKİLENMEZ
Görüldüğü gibi; “sokağın kitabına” göre yaşayanların sahte sevgi anlayışları ile Kur’an ahlakına göre yaşayan Müslümanların temeli Allah sevgisine dayalı gerçek sevgileri birbirinden her yönüyle ayrıdır.
Sokağın kitabında yer alan hiçbir ölçü, Müslümanlar için geçerli değildir. Çünkü Müslümanların düşünce ve tavırları insanlar arasında yaygın olarak kabul gören davranış biçimlerine ve mantıklara göre değil; sadece Kur’an’a göre belirlenir.
Müslümanlar sokak kültürünü yaşayan kişilerle aynı ortamlarda bulunsalar dahi; onların kirli dünyasına dahil olmazlar, hiçbir zaman onların basit mantıklarından, ilkel felsefelerinden etkilenmezler. SEVGİ ANLAYIŞLARINI, SEVGİYİ YAŞAMA BİÇİMLERİNİ SOKAĞIN KURALLARINA GÖRE ŞEKİLLENDİRMEZLER.
MÜSLÜMAN İÇİN ÖLÇÜ ÇEVRESİNDEKİ İNSANLAR DEĞİL, KUR’AN’DIR
Sosyal hayatta, okulda, sokakta, iş yerinde, hatta en yakınlarında; arkadaş çevresinde, ailesinde bile bu bozuk davranışlarla karşılaşsalar onlara uymaz, Kur’an ahlakından ve Kur’an’a göre sevgiyi yaşamaktan asla taviz vermezler.
Bulundukları ortamda Kur’an ahlakına uygun hareket eden tek kişi de olsalar bu onlarda asla bir gevşeklik meydana getirmez. Tam tersine daha da dikkatli davranır ve Allah’ın hoşnut olmayacağını düşündükleri hal ve tavırlardan titizlikle sakınırlar. İnsanların kendileri hakkında ne düşündüklerinin, ne dediklerinin onlar için hiçbir önemi yoktur.
Sokak kültürünün insanların büyük çoğunluğu arasında yaşanıyor ve doğal karşılanıyor olması karşısında “Çoğunluk yapıyor, ben de yapayım” yanılgısına düşmezler.
Nitekim Allah Kur’an’da çoğunluğa uymanın insanları Allah’ın istediği ahlak özelliklerini göstermekten, doğru yoldan uzaklaştıracağını açıkça bildirmiştir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. (Enam Suresi, 116)
SONUÇ
Müslümanların kitabı Kur’an’da Allah, nefsin insanı daima kötülüğe çağıracağı, onları akılsızca ve bencilce hırslarının ve tutkularının peşinden gitmeye zorlayacağı ve bunun insana mutsuzluk ve azaptan başka hiçbir şey kazandırmayacağı konusunda uyarmıştır.
Buna karşılık kendisine Kur’an’ı rehber edinen, vicdanının sesi doğrultusunda hareket eden, samimi kullarına ise GERÇEK SEVGİNİN SIRRINI VERMİŞTİR:
Yalnızca Kendisine yöneldiklerinde; kalplerinin tam olarak mutmain olacağı sonsuz bir sevgiyle onlara karşılık vereceğini müjdelemiştir.
Elbette ki, bir Müslüman için Allah’ın sevgisini kazanmaktan daha kıymetli hiçbir şey yoktur. Yaşamı boyunca, bulunduğu her ortamda sevgiyi, Allah’ın kendisinden istediği şekilde yaşamak için titizlik gösterir ve bundan müthiş bir zevk alır. Nerede, hangi şartlarda ve kimlerle olursa olsun, gerçekte yalnızca Allah ile birlikte olduğunun şuurunda olarak yaşar. Bu yüzden toplumun genelinde yaşanan yanlış sevgi anlayışından, ahlak bozukluklarından, kirli mantıklardan hiçbir şekilde etkilenmez.
Müvekkilin konuya ilişkin görüş ve değerlendirmelerini mahkemenizin bilgilerine sunarız. 03.09.2026