Din; Öldürme, Nefret, Öfke, Ceza, Yasak, Sevgisizlik DEĞİLDİR – 🎙️

By gundem
17 Min Read

Müvekkil Adnan Oktar, başından beri ve hala, Kuran’daki İslam’ı anlatmıştır. Kendisine “İslam’ı farklı yorumlama” iftirasını atanlar, kendileri Kuran’da olmayan bir din modelini benimseyen kişilerdir. Oysa din; öldürme, nefret, öfke, ceza, yasak, sevgisizlik değildir. Müvekkilin bu konudaki görüşlerinin Sayın Mahkemenize sunumudur.

AÇIKLAMALAR:

Müvekkil Adnan Oktar’a yönelik uygulanan kumpas ve verilen hapis cezaları, çok açık bir şekilde müvekkilin GÖRÜŞLERİ, YAŞAM BİÇİMİ VE SAVUNDUĞU DEĞERLERLE ilgilidir. Müvekkilin, Kuran’a dayalı İslam anlayışı ve bu yönde Kuran’dan getirmiş olduğu deliller, bu deliller yoluyla gençlerde ciddi bir uyanış elde etmiş olması, muhafazakar-bağnaz din anlayışının geçersizliğini ispat ettiği açıklamaları ve Mehdi’nin zuhuruna dair her üç semavi dine dayanarak vermiş olduğu kanıtlar; İslam’ı bir bağnazlık dini olarak tanıtmış olan, bu şekilde güçsüz ve zavallı İslam toplumları oluşturan, buna dayanarak kolay bir dünya hakimiyeti elde eden ve Mehdi’nin gelişi müjdesini unutturarak insanlara ümitsiz bir yaşam sunan İNGİLİZ DERİN DEVLETİNİN HİÇ İŞİNE GELMEMİŞTİR.

Oysa bu kumpası kurgulayanlar da; isteyerek veya istemeyerek bu kumpasa alet olanlar, yargılamaları yapanlar, hükümleri verenler de, MÜVEKKİLİN ANLATTIĞI DİN ANLAYIŞININ DOĞRU OLDUĞUNU BİLMEKTEDİRLER. Çünkü MÜVEKKİLİN TÜM KAYNAĞI KURAN VE KURAN İLE MUTABIK HADİSLERDİR. Müvekkil, Kuran’dan getirdiği deliller ile, muhafazakar-gelenekçi inanışın –Kuran’a uygun olmayan hadisleri kabul ederek Allah’ın ve Resulünün bildirdiğinin dışında bir din geliştirmek gibi- pek çok yanlışını ortaya çıkarmıştır. Bunun karşılığında ise bir kısım bağnaz muhafazakarlar, kendi menfaatlerine uyan bu sistemden taviz vermek istememiş bu yüzden karşıtlıklarını demagoji ve saldırı yöntemi ile yapmışlardır. Çünkü Kuran ile mücadele edememekte, daima yenik düşmektedirler.

Müvekkil, iddianamelerde iddia edildiğinin aksine, İslam dinine farklı bir yorum getirmemiş, İslam adına yaşanan yanlış uygulamaları ortadan kaldırarak, İNSANLARI İSLAM’IN YEGANE KİTABINA, KURAN’A VE KURAN’A UYGUN HADİSLERE DAVET ETMİŞTİR.

Çünkü, müvekkilin ısrarla belirttiği gibi din, atalardan gelen gelenekler, yanlış ve batıl inançlar değildir; DİN SADECE KURAN’DADIR.

Bu gerçekten hareketle, müvekkilin bu konudaki değerlendirmeleri şöyledir:

Din Nedir; Ne Değildir?

Din, atalardan öğrenilen değildir; KURAN’DAN VE KURAN İLE MUTABIK HADİSLERDEN ÖĞRENİLENDİR.

Dinin kaynağı Kuran’a uymayan hadisler veya gelenekler değildir; KURAN VE KURAN İLE MUTABIK HADİSLERDİR.

İslam dinine göre neler yoktur;

İçki içen ÖLDÜRÜLMEZ.

Zina eden ÖLDÜRÜLMEZ.

Hırsızlık yapan ÖLDÜRÜLMEZ.

Dinden dönen ÖLDÜRÜLMEZ.

Namazı terk edenler ÖLDÜRÜLMEZ.

Namazı terk eden çocuk DÖVÜLMEZ.

Zekat vermeyen ÖLDÜRÜLMEZ.

Orucu terk eden HAPSEDİLİP AÇ BIRAKILMAZ.

Din ZOR DEĞİLDİR.

Lanetli hayvan YOKTUR.

Kadın ikinci sınıf varlık DEĞİLDİR; tersine, EN DEĞERLİDİR.

Kadının aklı ve dini EKSİKDEĞİLDİR.

Kadınlar UĞURSUZDEĞİLDİR.

Kadınların süslenmesi HARAMDEĞİLDİR.

Kadınların güzel giyinmesi HARAM DEĞİLDİR.

Başörtüsü farz DEĞİLDİR.

Şahitlikte 2 kadın = 1 erkek diye bir şey YOKTUR.

Şahitlikte 2 kadın = 1 erkek konusu yalnızca Bakara Suresi 282. ayette geçer ve mevzu, BORÇ HUKUKU konusudur. Ayette, borçlu kimsenin; zihinsel veya bedensel engelli olması veya güç yetiremeyecek durumda olması durumunda, onun yerine vekaleten bir kimsenin veli olarak belirlenmesi istemektedir. İşte bu velinin vekaleten yapacağı borcun yazılması hakkında belge düzenlemesi ve bu belgenin iki tanıklı olması ön görülmektedir.

Konu para ve borçlanma olduğu için ALLAH, KADININ KORUNMASINI ESAS ALIR ve bu konuda SADECE 2 ERKEK ŞAHİT tutulmasını ister. Eğer 2 erkek YOKSA onun yerine 1 erkek ve –biri diğerine destek olacak- 2 kadından bahsedilir.

Bunun sebebi, para ve borçlanma gibi tehlike arz eden bir konuda, KADININ, “TEHDİT EDİLİP KORKUTULMASI” İHTİMALİNİN ORTADAN KALDIRILMASIDIR. Konu para olduğunda bazı insanların saldırganlaşabildiği, kişilik değiştirebildiği, ailesini dahi harcayacak bir hale geldiği dikkate alındığında, borçlanan tarafın AGRESİF BİR TAVRA BÜRÜNÜP KADINI TEHDİT ETMESİ,ŞAHİTLİĞİNDEN VAZGEÇİRMEK İÇİN BASKI YAPMASI, hatta KADINA KARŞI SALDIRGANLAŞMASI İHTİMALİ söz konusu olabilecektir. ALLAH, BU MUHTEMEL TEHLİKEDEN VE BASKIDAN KADINI KORUMAK İÇİN, KADININ BU ŞAHİTLİKTE YER ALMAMASINI, yer almaya mecbur kaldığında da, yanında KENDİSİNE DESTEK OLACAK BİR KİŞİNİN DAHA BULUNMASINI istemektedir.

Aslında burada, 1 erkek şahide karşılık 2 kadın şahit, yanlış bir yorumlamadır.

Ayetin sözcük anlamında, kadınların İKİSİ DE TANIK OLARAK ADLANDIRILMAMAKTADIR. Kadınlardan biri ASLİ TANIK diğeri de ona yardımcı olma pozisyonunda YARDIMCI TANIK olma rolüne sahiptir. Bir kadının diğerine yardımcı olması onun şaşırmasına veya unutmasına bağlanmıştır. Dolayısıyla, eğer şaşırma veya unutma söz konusu değilse ikinci kadına gerek yoktur. BİR KADIN BİR ERKEK YETERLİ OLMAKTADIR.

KURAN’DA DİĞER HİÇBİR KONUDA İKİ KADIN ŞARTI GETİRİLMEMİŞTİR.

Kur’an’da tanıklık gerektiren HİÇBİR KONUDA erkek veya kadın ayırımı yapılmadığına dair örnek ayetler şu şekildedir: Fahşalık (Nisa Suresi, 15), genel tanıklık (Nisa Suresi, 135), iftira atma (Nur Suresi, 6, 7), zina (Nur Suresi, 6, 9) ve Maide Suresi, 106, Nur Suresi, 4, Talak Suresi, 2.

Hatta Kuran’da, kadın ve erkeği karşı karşıya getiren konularda KADININ ŞAHİTLİĞİ ÜSTÜN TUTULUR. (Kendisine zina iftirası atıldığında kadının şahitliği üstün tutulur – Nur Suresi, 8)

Kadını dövmek diye bir şey YOKTUR.

Kadın taşlama (Recm) diye bir şey YOKTUR.

Sanat HARAM DEĞİLDİR.

Mizah HARAM DEĞİLDİR.

Müzik ve şiir HARAM DEĞİLDİR.

Resim ve heykel HARAM DEĞİLDİR.

Altın ve ipek HARAM DEĞİLDİR.

Makyaj, bakım, temizlik HARAM DEĞİLDİR.

Ziynet ve süslenmek HARAM DEĞİLDİR.

Museviler ve Hristiyanlar LANETLİ DEĞİLDİR.

Museviler ve Hristiyanları dost edinmeme diye bir şey YOKTUR.

İncil ve Tevrat’ın bozulmamış ve dolayısıyla Kuran’a uygun olan bölümlerini okumak HARAM DEĞİLDİR.

İslam dininde neler vardır;

DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK vardır.

ZORLAMA VE BASKI YOKTUR.

KADINEN DEĞERLİ varlıktır.

Kadın her yerde KORUNUR, ÜSTÜN TUTULUR.

Erkek kadının BAKIMINDAN VE GEÇİMİNDEN SORUMLUDUR; ancak kadın yine de İSTERSE ÇALIŞIR.

Kadın İSTERSE BOŞANIR; erkek boşanma sonrası dahi KADINA BAKMAKLA YÜKÜMLÜDÜR.

KADIN VE ERKEĞİN ŞAHİTLİĞİ EŞİTTİR; hatta KADININKİ DAHA ÜSTÜNDÜR. (Kendisine zina iftirası atıldığında kadının şahitliği üstün tutulur – Nur Suresi, 8)

Kuran’da KADIN DÖVME YOKTUR. Kadınlarınızı dövün” olarak yorumlanan ayetin Arapçası, arası açılan çiftlerin bir süre BİRBİRLERİNDEN UZAKLAŞMASINI anlatır.

KADIN İSTEDİĞİ GİBİ GİYİNİR, kadının nasıl giyineceği erkeğin kararına bağlı değildir.

Nur Suresi 31. Ayette BAŞÖRTÜSÜ DEĞİL, göğüs üzerini örten ÖRTÜ tarif edilir. Arapça bilen ve Kuran’ın yeterliliğine inanan herkes bu gerçeği gayet iyi bilir.

Nur Suresinin 31. ayeti, çeşitli tefsircilerin zorlama izahları ve bir kısım mevzu hadislerin de etkisiyle, neredeyse bir tabu haline getirilmiş olan başörtüsü konusu için adeta bir delil olarak kullanılmaktadır. Oysa AYETİN İÇİNDE “BAŞÖRTÜSÜ” KELİMESİ GEÇMEZ, hatta “BAŞ” İLE İLGİLİ HİÇBİR BİLGİ VERİLMEZ. Ayet, çok açık bir şekilde GÖĞÜS BÖLGESİNİN KAPATILMASINI tarif eder.

Fakat başörtüsü emri iddiası, bir kısım mevzu (sahte) hadislerin İslam literatürüne dahil edilmesiyle yaygınlaştırılmış ve bugüne kadar gelmiştir. Benzer izahlara sahip 3 mevzu hadisten bir tanesi şöyledir:

Hz. Aişe: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eyleye, Yüce Allah:

“Mü‘min kadınlar başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar” âyetini indirince, onlar eteklerinden bir parça keserek, onunla başlarını örttüler.” der.1

Söz konusu mevzu hadisin başına Hz. Aişe’nin ismi özel olarak konmuştur. Çünkü başına Hz. Aişe’nin isminin konulmasıyla, insanların sahte bir hadisin doğru olduğuna inanacakları düşünülmüş ve burada da yanıltmaya gidilmiştir. Bu, tümüyle sahte bir hadistir.

Başörtüsü konusunda uydurulan hadislerin tümünde, Nur Suresi 31. ayetin inmesi üzerine Müslüman kadınların hemen kendi eteklerinden bir parça kesip başlarına sardıkları iddiası vardır. Zaten en şiddetli mantık çöküntüsü burada başlar.

Nur Suresi 31. ayette “…örtülerini, yakalarının üstüne koysunlar…” ifadesi ile kadınların göğüslerini kapatmaları ifade edilmektedir. Fakat söz konusu hadislerde, bu ayetin indirilmesinin üzerine Müslüman kadınların hemen elbiselerinden bir parça keserek göğüslerini değil de başlarını örttükleri belirtilir.

Oysa AYETTE BAŞLARIN ÖRTÜLMESİNE YÖNELİK HİÇBİR İFADE GEÇMEMEKTEDİR. Ayete göre kadınların, göğüs bölgelerini örtmeleri istenmektedir. Ancak mevzu hadisteki izaha göre göğüs değil, baş örtülmektedir. Söz konusu hadise göre KADIN GÖĞSÜ AÇIK HALDEDİR, FAKAT BAŞINI 2 DEFA ÖRTMÜŞTÜR.Başını örtmek için eteklerini kesmiş, BACAKLARI DA AÇIKTA KALMIŞTIR.

Sırf başörtüsü izahını getirmek için ayeti, bir kısım tefsirciler “başörtülerini salsınlar” şeklinde yorumlamışlar ve kendi iddialarını haklı çıkarmak için “başta zaten var olan bir başörtüsü” izahıyla hareket etmişlerdir. Oysa söz konusu mevzu hadislerde, bu ayet indiğinde kadınların kendi eteklerini keserek başörtüsü yaptıkları iddiası vardır. Yani başörtüsünün üzerine tekrar yeni bir başörtüsü serilmiştir. Ayetin yanlış yorumu ile mevzu hadislerin yalanı dahi çelişmektedir.

Ahzab suresi 59. ayette, kadının tehlike hissettiği bir ortamda ÇARŞAF (cilbab) giymesi tavsiyesi vardır; bunun da KARARI KADINA BIRAKILMIŞTIR.

Cilbab dış kıyafet demektir. Cilbab giyip giymemeyi kadın, Ahzab Suresi’ndeki hükme göre, girdiği ortamda kendisini güvende hissedip hissetmemesine bağlı olarak KENDİSİ BELİRLER. Kuran’da kadının baştan sona örtünmesini tavsiye eden başka bir ayet yoktur.

Nur Suresi 31. Ayette, kadının kendisini güvende gördüğü bir ortamda giyeceği kıyafet tarif edilir; bu kıyafet, kadının ve erkeğin cinsel bölgelerinin örtülmesini şart koşan bir kıyafet şeklidir.

Aslında bu konu, Hz. Adem ve Hz. Havva’nın cennetten çıkarılıp dünyaya indirildiklerinde verdikleri tepki ile de anlaşılmaktadır. Dünyaya indirildiklerinde çıplaklıkları kendilerine belirgin hale gelen HZ. ADEM VE HZ. HAVVA’NIN KAPATTIKLARI TEK YER CİNSEL BÖLGELERDİR. Bu ayet ile de örtünmenin nasıl olması gerektiğinin tarifi verilmiştir:

Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, AVRET YERLERİ KENDİLERİNE BELİRDİ VE ÜZERLERİNİ CENNET YAPRAKLARINDAN ÖRTMEYE BAŞLADILAR. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: “Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?” (Araf Suresi, 22)

Ayetten anlaşılabileceği gibi, Hz. Adem ve Hz. Havva, cennet yapraklarını alarak yalnızca cinsel bölgelerini örtmeye başlamaktadırlar. Şayet vücudun başka herhangi bir yerinin veya başın açık olması haram olsa, kendisi bir Peygamber olan Hz. Adem’in bu bölgelerin açık kalmasına izin vermeyeceği açıktır.

 

Önemli bilgilendirme:

Bir kadın, örf veya gelenek olarak veya o şekilde rahat ettiği için elbette başörtüsü kullanabilir. Bazı kadınlar, Ahzab Suresi 59. ayeti esas alarak hayatının genelinde başörtüsü takmayı yeğlemiş olabilirler. Sıcakta veya çeşitli ortamlarda çok zor ve fedakarlık gerektiren bir uygulama olmasına rağmen, cilbab niyetine başörtüsü kullanıyor olmaları takdir edilmesi gereken bir şeydir. Burada müvekkilin Kuran’da başörtüsü hükmü  olmadığına dair açıklamaları, Kuran’da gerçekte olmayan bir hükmün kadınlara zorunlu hale getirilmesi ve bazı kadınların bu nedenle İslam’dan soğutulması nedeniyledir. Farz bir hüküm olmamasına rağmen bu konunun tabu haline getirilmesi ve bir kısım kişiler tarafından adeta dayatılması nedeniyledir. Yoksa müvekkil de arkadaşları da başörtüsü kullanan kişilerin tümüne saygı duymakta, bu kişileri takdir etmektedirler.

KADIN TAŞLAMA (Recm), Tevrat’a sonradan eklenen bölümlerden günümüze gelmiş bir YALANDIR; KURAN’DA ASLA YOKTUR.

SANAT ÖVÜLMÜŞTÜR; Hz. Süleyman’ın sarayı, oradaki ihtişamlı sanat övülerek anlatılmıştır.

ESTETİK, GÜZELLİK, RESİM VE HEYKEL ÖVÜLMÜŞTÜR; bütün cennet tariflerinde bu güzellikler anlatılır.

GÜZEL KIYAFET ÖVÜLMÜŞTÜR; cennet tariflerinde ipek ve atlastan renkli kıyafetler tarif edilir.

ZİYNET ÖVÜLMÜŞTÜR; cennet ehlinin altın bileziklerle süslenmesinden bahsedilir.

MÜZİK VE DANS ÖVÜLMÜŞTÜR; cennette ağaçlar bile dans edeceklerdir.

SAMİMİ MUSEVİ VE HRİSTİYANLAR ÖVÜLMÜŞTÜR. Onları Allah, “hakka ileten ve adalet yapan bir topluluk”olarak tarif etmiştir. (Araf Suresi, 159)

Kuran; İNCİL VE TEVRAT’I DOĞRULAYAN olarak indirilmiştir. İncil ve Tevrat, Kuran’a mutabık ayetleriyle HAK KİTAPLARDIR, bozulmamış kısımları, Kuran’la doğrulanmışlardır.

Gönderilen TÜM PEYGAMBERLER, MÜSLÜMANLARIN DA PEYGAMBERİDİR. Allah, “Kitaba ve peygamberlere iman edenleri” Müslüman olarak tarif etmiştir. (Bakara Suresi, 177)

Bağnazlar hayvanları lanetli ilan ederlerken, Kuran’da hayvanlar, ALLAH’A SECDE EDEN VARLIKLAR olarak tarif edilir. (Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, HAYVANLAR ve insanlardan birçoğu Allah’a secde etmektedirler. Hac Suresi, 18)

Din ile kimseye güçlük yüklenmemiştir; DİN KOLAYDIR.

Kuran’daki İslam’da MUTLULUK VARDIR, NEŞE VARDIR, SEVGİ VARDIR.

Kuran’a uyan insan NEFRETİ YOK EDER, SEVGİYİ DİRİLTİR.

Müvekkilin çok defa hatırlattığı gibi, Allah Kuran’da,

Ey iman edenler, ALLAH’IN SİZİN İÇİN HELAL KILDIĞI GÜZEL ŞEYLERİ HARAM KILMAYIN ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Maide Suresi, 87)

diye belirtmektedir. Allah, “Helal kılınmış güzel şeylerin haram kılınmasını” ve “haddin aşılmasını” İSTEMEMEKTEDİR. İlk bölümde sayılmış olan her bir madde ve bunun gibi pek çok yanlış uygulama, bu ayetin kapsamına girmekte ve insanların nasıl, hadlerini aşarak, ölüme dahi fetva verebildiklerini, güzel ve helal olan şeyleri yasakladıklarını, hayatı zulme çevirdiklerini göstermektedir. Müvekkile göre, bu ayette de açıkça belirtildiği üzere, DİN, BU DEĞİLDİR.

Müvekkil, yukarıdaki tüm değerlendirmelerini Kuran’ı esas alarak yapmıştır. Dolayısıyla, İslam dinine farklı bir yorum getirmemiş, bilakis DİNİNTAM OLARAK GERÇEK YORUMUNU, TAM OLARAK PEYGAMBERİMİZ DÖNEMİNDE YAŞANMIŞ OLAN YORUMUNU, YANİ SAHABE DÖNEMİ İSLAM’INI getirmiştir.

Müvekkile göre, bağnazlığın oluşturduğu bu korkutucu, ürkütücü, yasakçı dünyayı Allah’a yakıştırmak, bunu sorgulamadan, uyulması gereken mutlak din gibi görmek, şu ana kadar İslam dünyasında çok büyük yaralar açmıştır. Bu ürkütücü dünyayı derin devletin bir model olarak desteklemesi ve yaygınlaştırması beklenen bir şeydir; zira, İngiliz derin devletinin hedefi başından beri İslam dünyasını içten çökertme ve esir alma zihniyeti üzerine kuruludur. Ancak tüm bu kirli planlardan habersiz, sevgiyi yaşamak isteyen, Allah’ı gerçek anlamda tanımak ve sevmek isteyen, kadınların aşağılanmasına, ezilmesine, öldürülmelerine karşı olan, nefret ve öfke salan insanlarla dolu bir hayat istemeyen kişilerin, Kuran’daki gerçek dinin anlatılmasına tepki vermelerinin mantığı, müvekkil açısından anlaşılmaz bir durumdur.

Eminiz ki, müvekkil ve arkadaşları hakkında bu iddianameleri yazan savcılar, bu iddianameler üzerine yargılama yapan hakimler de; ürkütücü, sevgisiz, yasakçı ve dayatmacı; kadınlara, hayvanlara, güzel olan her şeye karşı öfke duyan bu zihniyete karşıdırlar. Buna rağmen, müvekkilin Kuran’dan delillerle sunduğu gerçek dinin güzelliğine şüphe ile bakmaları, bunu anlatan kişiyi “dine yeni bir yorum katma” iddiasıyla yargılamaları, Kuran’ı anlatmayı bir suçmuş gibi sorgulamaları, şaşırtıcı bir durumdur. Müvekkile göre böyle bu durum, ancak bir kumpas davasında yaşanabilir ki, öyle de olmaktadır. Elbette, kumpası kurgulayan derin güçlerdir; burada adı geçen hakim ve savcıları tenzih ederiz.

Müvekkil, ısrarla şu gerçeği hatırlatmaktadır:

EĞER BİR ORTAMDA SEVGİ YOKSA, İSLAM, GERÇEK ANLAMDA YAŞANMIYOR DEMEKTİR.

Bu sevginin şu an toplumdaki en büyük eksik olduğu ortadadır. Bu dev eksiklik, tüm belaların ve felaketlerin temel sebebidir. Bu aynı zamanda, gerçek İslam’ın gereği gibi yaşanmadığının, her şeye sevgisiz ve yasakçı zihniyetle bakan modelin geçerli olamayacağının da en büyük delilidir. Müvekkil, çok defa, kendisine imkan verildiği takdirde bu sevgisiz ortamı ortadan kaldırabileceğini, insanlara sevginin yolunu gösterebileceğini açıklamış, bu konuda kesin olarak etkili çözüm yöntemleri olduğunu belirtmiştir. Ancak buna rağmen, bu konuda hiçbir tedbir alınmamakta, aynı sevgisiz yöntemler devam ettirilmektedir.

Müvekkile göre, bağnaz zihniyette ve bu sevgisiz politikada ısrarcı olmanın vebali de karşılığı da büyük olabilir. Bu konuda acilen tedbir alınması şart gibi gözükmektedir. Bu durum aynı zamanda müvekkilin gerçek İslam ve sevgiye dair anlatımlarında ne kadar haklı olduğunu da çok net bir biçimde göstermektedir.

Sayın Mahkemenizin takdirine sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.


  1. Buhâri, Tefsir, Tefsir-u Süreti‘n-Nûr, 13 (V, 13) Ebû Dâvûd, Libâs, 33(IV, 3577; Beyhaki, VII, 88
TAGGED:
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir