Dizi ve Filmlerde Şiddetin Normalleştirilmesine Karşı Tedbir Alınmalı – 🎙️

By gundem
22 Min Read

MİLLİ İSTİHBARAT TEŞKİLATI BAŞKANLIĞINA

KONU : Dizi ve filmlerde yoğun olarak yer alan şiddet, öfke, nefret ve düşmanlık içeriklerinin toplumsal etkilerinin değerlendirilmesi, şiddeti normalleştiren yayın anlayışına karşı gerekli tedbirlerin alınması ve iyiliği ve güzel ahlakı teşvik eden bir yayın anlayışının geliştirilmesi talebidir.

DİZİ VE FİLMLERDE ŞİDDETİN NORMALLEŞTİRİLMESİNİN ÖNLENMESİ VE MEDYADA GÜZEL AHLAKIN TEŞVİK EDİLMESİ

Günümüzde televizyon dizilerinde ve filmlerde şiddet, öfke, nefret, düşmanlık ve intikam içerikleri çok yoğun biçimde yer almaktadır. Bağırma, aşağılama, tehdit, entrika, silahlı çatışma, yaralama ve öldürme sahneleri pek çok yapımın hikayesine hakim olmaktadır. Bazı yapımlarda ise işkence, toplu öldürme ve karşısındakine acı çektirmeyi amaçlayan abartılı intikam eylemleri, izleyicinin ilgisini canlı tutmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bu içeriklerin ekranlarda böylesine geniş yer bulması, toplumun hangi davranışlara alıştığı ve hangi kişileri örnek aldığı bakımından üzerinde önemle durulması gereken bir meseledir.

MEDYA, yalnızca eğlence ve haber alma aracı değildir; insanların düşüncelerini, davranışlarını, beklentilerini ve birbirleriyle kurdukları ilişkileri etkileyen güçlü bir eğitim ve örnek alma ortamıdır.

Çocuklar, gençler, yetişkinler, yaşlılar, kadınlar ve erkekler, kısacası toplumun bütün kesimleri bu etkiye açıktır. Ekranlarda;

– hangi davranışların beğenildiği,

– hangi karakterlerin güçlü ve başarılı gösterildiği,

– sorunların hangi yollarla çözüldüğü ve

– hangi tutumların ödüllendirildiği

bu nedenle büyük önem taşımaktadır.

İnsanın eğitimi yalnızca aile içinde veya okulda gerçekleşmez. Sosyal hayat, arkadaş çevresi, televizyon, sinema ve internet de insanın hayata bakışını şekillendirir. Bu mecralarda geçirilen zaman ve karşılaşılan örneklerin tekrar sıklığı, kimi durumlarda ailede ve okulda verilen mesajların önüne geçebilir. Ailede nezaket, okulda saygı ve uzlaşma öğretilirken, ekranlarda sürekli bağırarak istediğini elde eden, tehdit ederek üstünlük kuran ve şiddet kullanarak sorunlarını çözen karakterlerin öne çıkarılması, verilen eğitimi zayıflatabilir.

İnsanlar beğendikleri ve kendileriyle özdeşleştirdikleri karakterlerin konuşma biçimlerini, tavırlarını ve sorunlar karşısındaki tepkilerini örnek alabilirler. Sevgi, saygı, iyilik, dürüstlük, merhamet ve fedakarlık etkileyici biçimde anlatıldığında, bu davranışlara yönelik ilgi ve hayranlık da gelişebilir. Aynı şekilde saldırganlığın, acımasızlığın ve intikamın güç ve başarıyla ilişkilendirilmesi, bu davranışların benimsenmesini kolaylaştırabilir. Özellikle çocukların izledikleri şiddeti gerçek hayattaki anlaşmazlıklarda kullanılabilecek bir yol olarak öğrenmeleri, üzerinde durulması gereken çok ciddi bir risktir.

Bu etki yalnızca izlenen bir hareketin doğrudan taklit edilmesinden ibaret değildir. Sürekli karşılaşılan davranışlar zamanla daha sıradan, daha kabul edilebilir ve daha az rahatsız edici görülebilir. İnsanların birbirini aşağılaması, tehdit etmesi, dövmesi ve yaralaması, hayatın doğal bir parçasıymış gibi algılanmaya başlayabilir. Böylece şiddet karşısında duyulması gereken rahatsızlık zayıflayabilir; öfke ve saldırganlık, sorun çözmenin makul yolları arasında görülebilir.

Okul saldırıları, cinayetler, yaralamalar ve kavgalar gibi ağır olayların tek bir nedeni yoktur.

Bununla birlikte, bu olayların önlenmesi için çalışılırken ŞİDDETİ SIRADANLAŞTIRAN VE SALDIRGAN KİŞİLERİ ÇEKİCİ ROL MODELLER OLARAK SUNAN YAYINLARIN ETKİSİ de göz ardı edilemez.

Toplumda öfke kontrolünün, karşılıklı saygının ve uzlaşma kültürünün güçlenmesi isteniyorsa, insanların her gün karşılaştıkları davranış örneklerinin de bu hedefi desteklemesi gerekir.

Boş vaktinde televizyon izlemek isteyen bir insanın, kanallar arasında dolaşırken tekrar tekrar kavga, öldürme, yaralama, işkence, tehdit ve intikam sahneleriyle karşılaşması ciddi bir eksikliktir. İnsanların eğlenebilecekleri, gülebilecekleri, bir şeyler öğrenebilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri ve güzel davranışlara özenecekleri yapımlara kolaylıkla ulaşabilmeleri gerekir.

Dinlenmek için televizyonun karşısına geçen bir kişinin, kendisini sürekli yeni bir gerilim ve düşmanlık ortamının içinde bulması olağan kabul edilmemelidir.

Bu konuda sorumluluk yalnızca izleyiciye, anne babalara veya öğretmenlere bırakılamaz. Toplumun huzurunun korunması ve gelecek nesillerin sağlıklı gelişimi için ilgili kamu kurumlarının desteği ve alacağı tedbirler büyük önem taşımaktadır. Yayıncıların ve yapımcıların topluma karşı sorumlulukları da bu çerçevede ele alınmalıdır. Yayınların denetlenmesi, topluma zarar verebilecek içeriklerin sınırlandırılması ve şiddet içeren sahnelere yer verilmemesi yönünde düzenlemeler yapılması bu nedenle önemlidir.

Bu çerçeve;

– ifade ve sanat özgürlüğünü gözeten,

– özellikle çocukları koruyan ve

– şiddetin özendirilmesini önleyen

ölçülü esaslara dayanmalıdır.

Medyanın geniş kitlelere ulaşma gücü, iyiliği ve güzel ahlakı teşvik etmek için de kullanılabilir. Bir karakterin

– öfkesini yenmesi,

– haksızlık karşısında adaletten ayrılmaması,

– güçsüz birini koruması,

– bir anlaşmazlığı konuşarak çözmesi veya

– çıkarına aykırı olsa da dürüst davranması,

izleyici için GÜÇLÜ BİR ÖRNEK oluşturabilir. Bu davranışların hikayeler içinde etkileyici ve inandırıcı biçimde işlenmesi, insanların iyiliğe yönelmesini destekleyen en etkili yollardan biridir.

Dizi ve filmlerde;

İYİLİĞİN, vicdanın, merhametin ve güzel ahlakın teşvik edilmesi;

KÖTÜLÜĞÜN ise hayranlık uyandıran ve örnek alınması gereken bir davranış gibi sunulmaması gerekir.

Öfke, nefret, düşmanlık, aşağılama ve şiddetin insanlara ve ilişkilere verdiği zarar gösterilmelidir.

– Güçlü olmak, başkasını korkutmakla;

– haklı olmak, karşısındakini incitmekle;

– başarılı olmak ise her yolu meşru görmekle

özdeşleştirilmemelidir.

—Kovulmuş Şeytandan Rahman ve Rahim Olan Allah’a Sığınırız—

Allah, Kuran’da “ALLAH YÜKÜNÜZÜ HAFİFLETMEK İSTER; ÇÜNKÜ İNSAN ZAYIF YARATILMIŞTIR.” buyurmaktadır. (Nisa Suresi, 28.)

İnsan zayıf yaratılmıştır; ama Allah’a olan imanı ve Allah korkusu, ona zaaflarını yenip doğru davranacak gücü verir.

Allah’ın her yaptığını gördüğünü ve ahirette yaptıklarından hesaba çekileceğini bilen insan, öfkesine ve intikam duygusuna kapılmak yerine vicdanını dinleyerek sabırlı, merhametli ve adaletli davranmaya yönelir.

Bu manevi dayanaktan uzak kalan kimi insanlar ise, vicdanlarının da sesine kulak asmayarak ekranlarda gördükleri kötü örneklerden daha kolay etkilenebilir ve bu zayıflıklarına daha kolay yenik düşebilirler. Öfkelerine kapılmaları, başkalarına zarar vermeleri ve çevrelerinde gördükleri olumsuz davranışları örnek almaları kolaylaşabilir. Bu nedenle insanın hangi davranışlarla karşılaştığı, kimleri örnek aldığı ve nelere özendirildiği önemlidir.

Şiddetin, intikamın ve zorbalığın sürekli tekrarlandığı, üstelik beğenilen karakterlerin davranışları olarak gösterildiği yayınlar, kimi insanların bu davranışlara alışmasına, onları normal görmesine veya örnek almasına yol açabilir. İnsanın zayıf yönlerinin bulunması, Allah korkusunun öğretilmesinin, vicdanlı davranmaya teşvik edilmesinin ve iyiliğe yönelten örneklerle desteklenmesinin önemini ortaya koymaktadır.

Ayrıca Kuran’da insanın iyilik ve kötülük karşısındaki ahlaki sorumluluğuna da dikkat çekilmektedir:

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems Suresi, 7-9.)

İnsanın kötülükten sakınma ve iyiliğe yönelme imkanının bulunması, hangi yönde eğitildiğinin ve teşvik edildiğinin önemini çok daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

İnsan kötülüğe yönelebilmekle birlikte, ondan sakınabilecek ve iyiliği seçebilecek bir imkana da sahiptir. Öfke, kıskançlık veya intikam isteği duyması, bu duyguların peşinden gitmesini zorunlu kılmaz; insan kendisini bunlardan arındırarak adaletli, merhametli ve vicdanlı davranabilir.

Ayette nefsini arındıranın kurtuluşa erdiğinin bildirilmesi, insanın kötü eğilimlerine teslim olmak yerine onları aşmak için çaba göstermesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu çabanın eğitimle ve olumlu örneklerle desteklenmesi de önem taşımaktadır.

Bu nedenle çocuklara, gençlere ve toplumun bütün fertlerine ALLAH KORKUSUNUN, ALLAH’A KARŞI SORUMLULUK BİLİNCİNİN, VİCDANLI DAVRANMANIN VE İNSANLARA ZARAR VERMEKTEN SAKINMANIN ÖĞRETİLMESİ büyük önem taşımaktadır.

Bu değerlerin ailede, okulda ve sosyal hayatta desteklenmesi; medyada da anlaşılır ve olumlu örneklerle karşılık bulması gerekir.

Bu sorumluluk, toplumun her gün maruz kaldığı yayınların niteliğinin önemsenmesini de gerektirir. Milyonlarca insanın evine ulaşan ekranların, iyiliği ve güzel ahlakı güçlendirecek biçimde değerlendirilmesi büyük bir imkandır.

Buna karşılık, dizilerdeki kavga, nefret, öfke, entrika ve silahlı hesaplaşmaların yoğunluğu dikkat çekmektedir. Tarihi yapımlarda ise savaş ve çatışmaların yanında baş kesme gibi ağır şiddet eylemleri de işlenmektedir.

Bu sahneler, ait oldukları hikayelerin bütünü içinde; şiddetin eleştirilip eleştirilmediği, haklılaştırılıp haklılaştırılmadığı ve izleyiciye nasıl bir örnek sunduğu yönünden incelenmelidir. Özellikle sevilen karakterlerin uyguladığı şiddetin başarı, güç ve tatmin duygusuyla birleştirilmesi üzerinde durulmalıdır.

Yoğun kavga ve bağırışmalar, izleyiciyi kimi zaman televizyonun sesini kapatarak izlemeye çalışacak kadar rahatsız etmektedir. Ancak öfke ve düşmanlık karakterlerin bakışlarına, mimiklerine ve beden hareketlerine öylesine yansımaktadır ki sesi kapatmak bile bu gerilimden uzaklaşmaya yetmemektedir. Böylece dinlenmek, hoş vakit geçirmek veya bir şeyler öğrenmek isteyen insanın karşısında yine aynı olumsuz etki ve huzursuzluk kalmaktadır.

İnsanın zaafları ve etkilenmeye açık yönleri bulunduğu dikkate alındığında, sürekli tekrarlanan bu davranış örneklerinin önemi daha açık görülmektedir. Dizi ve filmler aracılığıyla şiddeti, nefreti ve düşmanlığı olağanlaştıran telkine son verilmesi; medyanın insanları sevgiye, saygıya, iyiliğe ve güzel ahlaka yönelten gücünün değerlendirilmesi gerekmektedir.

DİZİLERDEKİ AĞIR FİZİKSEL ŞİDDET, İŞKENCE, EZİYET VE ZORBALIK SAHNELERİNDEN PSİKOLOJİK BASKIYA UZANAN SOMUT ÖRNEKLER

Bazı televizyon dizilerinde ŞİDDET; öldürme, sistematik işkence, silahlı saldırı, kadınlara yönelik ağır saldırılar, çocukların dövülmesi ve aşağılanması, hayatı tehlikeye atan cezalandırma eylemleri, intikam amacıyla bedensel zarar verme, dövdürme, zorla alıkoyma ve yakınları üzerinden tehdit ve baskı kurma gibi farklı biçimlerde yer almaktadır. Yeni bölümlerin yanı sıra tekrar yayınları ve internette erişime açık sahneler de izleyicinin karşılaştığı içerikler arasında değerlendirilmelidir.

1. Kuruluş Osman — 94. bölüm, 18 Mayıs 2022: Esir alınan kişinin başının kesilerek öldürülmesi

Osman Bey’in Nikola’yı esir aldıktan sonra başını keserek öldürdüğü sahne, tarihi bir hikaye içinde ağır şiddetin sunuluşuna örnektir. Özellikle örnek alınan bir başkarakterin gerçekleştirdiği böyle bir eylemin nasıl gösterildiği ve izleyiciye hangi mesajı verdiği değerlendirilmelidir. Tarihi şahsiyetlerin mücadeleleri anlatılırken adaletlerinin, merhametlerinin, ilme ve medeniyete katkılarının da aynı güçle işlenmesi mümkündür.

Dizinin tüm bölümleri ve burada dikkat çekilen 94. bölümdeki infaz sahnesi ATV kanalı resmi web sitesinden, diziye ait Kuruluş Osman YouTube Kanalı ve diğer dijital platformlar üzerinden resmi olarak halen izlenebilmektedir.

2. Yeraltı — 2. bölüm, 4 Şubat 2026: İşkence ve asit kuyusuna atma

Bu bölümde iki kişiye işkence edilmesi ve ardından asit kuyusuna atılmasıyla ilgili ağır şiddet sahnesi yer almaktadır. İnsan hayatının ve bedeninin bir cezalandırma nesnesine dönüştürüldüğü bu tür sahnelerde, gaddarlığın bir güç ve üstünlük göstergesi olarak sunulması özellikle sakıncalıdır. Mafya karakterlerinin karizması, müzik ve dramatik anlatımla birleşen işkence görüntülerinin, izleyiciyi mağdurun acısından uzaklaştırıp saldırganla özdeşleşmeye yöneltmemesine dikkat edilmelidir.

3. Halef: Köklerin Çağrısı — 30. bölüm, 30 Nisan 2026: İntikam amacıyla uçurumdan atma

Dizinin bu bölümünde Aşır’ın, kendisini vuran Akif’i, yalvarmasına rağmen uçurumdan ittiği bir sahne yer almaktadır. Kişinin uğradığı kötülüğün karşılığını kendi eliyle ve ölümcül şiddetle vermesi, intikam ile adalet arasındaki ayrımı bulanıklaştırabilecek bir anlatımdır. Bir karakterin acısının anlaşılması, gerçekleştirdiği gaddarlığın haklı veya örnek alınabilir gösterilmesini gerektirmemektedir. Öfkesine hakim olma, merhamet ve adalet arayışı da güçlü bir hikayenin merkezine yerleştirilebilir.

4. Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz — 189. bölüm, 6 Nisan 2021: Hesaplaşma sırasında silahla öldürme

Hızır Çakırbeyli, Tuncay’ın elinden alınacağını anlayınca onu İlhan’ın gözü önünde silahla öldürür. Kişiler arasındaki hesaplaşmanın öldürmeyle sonuçlandığı bu sahne, bir insanın başka bir insanın yaşamı hakkında kendi başına hüküm vermesine örnektir. Başkarakterin uğradığı haksızlık veya yaşadığı acı, gerçekleştirdiği öldürme eylemini haklı ve örnek alınabilir hale getirmemelidir. İntikamın adaletle, silah kullanmanın güç ve saygınlıkla özdeşleştirilmesini önleyen bir anlatım önem taşımaktadır. Dizinin tekrar bölümleri halen a2 kanalında yayımlanmaktadır.

5. Uzak Şehir — 2. bölüm, 18 Kasım 2024: Bir insanın mayınlı araziye bırakılması

Bu bölümde Alya’nın arkadaşı İzzet’in mayınlı araziye bırakıldığı bir sahne yer almaktadır. Burada şiddet, doğrudan vurmak veya dövmek yerine, insanı her adımında ölüm tehlikesiyle karşılaşacağı bir duruma sokarak uygulanmaktadır. Korku ve çaresizlik üzerinden yürütülen bu cezalandırma biçimi, zalimliğin yalnızca fiziksel saldırı anından ibaret olmadığını göstermektedir. Böyle bir eylemin zekice bir ders verme veya etkileyici bir gözdağı olarak sunulmaması gerekir.

6. Taşacak Bu Deniz — 9–10. bölümler, Aralık 2025: Hesaplaşma amacıyla konağın patlatılması

Bu bölümlerde Adil’in Furtuna Konağı’nı patlattığı, içeride bulunan Esme’nin de ölüm tehlikesi yaşamasına yol açtığı sahneler yer almaktadır. Aileler arasındaki düşmanlığın patlayıcı kullanılarak sürdürülmesi, intikamın başka insanların yaşamını da tehlikeye atan bir saldırıya dönüşmesine örnektir. Öfkenin büyüklüğü, başkalarının hayatını hiçe saymayı haklı hale getirmez. Anlatımın ağırlığı yalnızca saldırının görkemine değil, yol açtığı korkuya, yıkıma ve sorumluluğa da verilmelidir.

7. Taşacak Bu Deniz — 19. bölüm, 20 Şubat 2026: Araca sabotaj yapılarak kazaya yol açılması

Bu bölümde Eyüphan, İso’nun aracının frenlerini bozar; ancak araca Eleni ile Fadime biner ve kaza geçirir. Kişisel husumetin planlı bir saldırıya dönüştüğü bu olay, hedef alınan kişinin dışındaki insanların da intikamın mağduru olabildiğini göstermektedir. Bu tür eylemler, kurnazlık veya rakibini alt etme başarısı gibi sunulmamalı; insan hayatına yönelen ağır bir kötülük olduğu açıkça ortaya konulmalıdır.

8. Uzak Şehir — 5. bölüm, 9 Aralık 2024: Bir kadının silahla vurulması

Bu bölümde Sadakat’in Alya’yı silahla vurduğu bir sahne yer almaktadır. Aile içindeki güç ve kontrol mücadelesinin silahlı saldırıya dönüşmesi, aile ilişkilerinin sürekli tehdit ve zor kullanma üzerinden anlatılmasına örnektir. Aileyi koruma, gelenek veya otorite gibi gerekçelerle bir insanın yaşamına müdahale edilmesi kabul edilebilir gösterilmemelidir. Aile bağlarını güçlendiren davranışların sevgi, anlayış, vicdan ve karşılıklı saygı olduğu da aynı açıklıkla işlenmelidir.

9. Uzak Şehir — 2. bölüm, 18 Kasım 2024: Silahın ateş almasıyla yaralanma

Alya’nın elindeki silahın ateş alması sonucunda Cihan yaralanır. Kişiler arasındaki gerilimin silahla birlikte işlendiği bu sahne, bir anlaşmazlığın kısa sürede insan hayatını tehlikeye atan bir olaya dönüşmesini göstermektedir. Silahın günlük ilişkilerin olağan bir parçası veya sorun çözme aracı gibi algılanmasına yol açabilecek anlatımlardan kaçınılmalıdır.

10. Halef: Köklerin Çağrısı — 31. bölüm, 7 Mayıs 2026: Hamamda kadına eziyet edilmesi

Bu bölümde Sultan’ın, Yıldız’ın saçlarından tutarak başını su dolu kurnaya soktuğu, çığlıklarına rağmen şiddeti sürdürdüğü bir sahne yer almaktadır. Fiziksel saldırıya aşağılama ve baskının da eşlik ettiği bu olayda, bir kadının başka bir kadının hayatı üzerinde zorla hakimiyet kurması işlenmektedir. Aile içindeki mevki veya yaş büyüklüğü, eziyet etme hakkı vermemektedir. Kadının acısının sürekli bir heyecan ve merak unsuru olarak kullanılması yerine, insan onurunu koruyan ve şiddete karşı duran davranışların güçlendirilmesi gerekir.

11. Daha 17 — 16. bölüm, 13 Eylül 2026: Tuzağa düşürme ve kalabalık önünde dövme

Bu bölümde Teoman’ın Aras’ı tuzağa düşürmesi ve gece düzenlenen karşılaşmada kalabalığın önünde dövmesi yer almaktadır. Gençler arasındaki üstünlük mücadelesinin fiziksel saldırı ve küçük düşürme üzerinden kurulması, zorbalığın değerlendirilmesini özellikle önemli hale getirmektedir. Çevredeki kişilerin şiddeti seyretmesi de olayın bir parçasıdır.

Gençlere örnek olabilecek cesaret; başkasını dövmek ve aşağılamak kadar görünür biçimde değil, bunlara karşı çıkmak, mağduru korumak ve yardım istemek üzerinden anlatılmalıdır.

12. Uzak Şehir — 14. bölüm, 17 Şubat 2025: Hesaplaşma kapsamında bir kişinin dövdürülmesi

Bu bölümde Nare’nin Ecmel’i ihbar etmesinin ardından Sadakat’in Şahin’i dövdürdüğü bir olay yer almaktadır. Fiziksel şiddetin başkalarına uygulatılan bir cezalandırma ve gözdağı aracı haline getirilmesi, zorbalığın örgütlü biçimini göstermektedir.

İnsanları dövdürebilmenin nüfuz ve saygınlık göstergesi haline gelmemesi gerekir. Güç sahibi karakterlerin değeri, başkalarına verdikleri korkuyla değil, adaletli ve vicdanlı davranışlarıyla kurulmalıdır.

13. Kızılcık Şerbeti — 21. bölüm, 31 Mart 2023: Aileler arasındaki tartışmanın yumruklu kavgaya dönüşmesi

Nursema’nın yüzleşmesinin ardından iki aile arasında kavga çıkar; Ömer de duyduğu sözlere yumruklarla karşılık verir. Aile ilişkilerindeki çatışmanın fiziksel saldırıya dönüştüğü bu sahne, öfke ve kavganın günlük ilişkilerin anlatımındaki yerine örnektir. Kırıcı veya kışkırtıcı sözler karşısında şiddete başvurmanın doğal ve kaçınılmaz bir tepki gibi gösterilmemesi gerekir. Öfkeye hakim olmanın, tartışmayı yatıştırmanın ve haksızlığa şiddete başvurmadan karşı çıkmanın da güçlü davranışlar olduğu vurgulanmalıdır.

14. Kıskanmak — 32. bölüm, 12 Mayıs 2026: Kaçırma olayının ortaya çıkması ve yakınlar üzerinden baskı

Bu bölümde Aziz’i kaçıranın Nalan olduğu ortaya çıkar ve Nüzhet’le yüzleşme yaşanır. Bir insanın, kişiler arasındaki çatışmanın ve hesaplaşmanın aracı haline getirilmesi, şiddetin özgürlükten yoksun bırakma ve yakınlarına korku yaşatma boyutunu göstermektedir. Kıskançlık, öfke veya kaybetme korkusu, başkasının hayatını kontrol etmenin gerekçesi olarak sunulmamalıdır. İlişkilerde sevginin sahip olma ve zor kullanmayla karıştırılmaması gerekir.

15. Taşacak Bu Deniz — 15. bölüm, 23 Ocak 2026: Kadının hapsedilmesi ve kızıyla görüşmesinin engellenmesi

Bu bölümde Şerif, Esme’yi hapseder ve kızıyla görüşmesini yasaklar. Şiddet burada kişinin hareket özgürlüğünü ortadan kaldırma, yakınından uzak tutma ve hayatını zorla yönetme biçiminde ortaya çıkmaktadır. Bir kadının özgürlüğünün eşinin iznine bağlı olduğu anlayışı normalleştirilmemelidir. Sevgi ve aile bağları, baskıyı meşrulaştıran gerekçeler değil, kişinin onurunu ve iradesini koruyan ilişkiler olarak anlatılmalıdır.

16. Taşacak Bu Deniz — 11. bölüm, 19 Aralık 2025: Boşanmayı engellemek için sevdiği kişi üzerinden tehdit

Bu bölümde Şerif, kendisinden boşanması halinde bir cinayeti Adil’in üzerine yıkmakla Esme’yi tehdit eder. Kadının kendi hayatı hakkında karar vermesini engellemek amacıyla sevdiği insanın geleceğinin baskı aracına dönüştürülmesi, ağır bir psikolojik şiddet örneğidir. Böyle bir davranış sevginin büyüklüğü veya vazgeçememek olarak romantikleştirilmemelidir. İlişkilerde tehdit, şantaj ve korkuyla bağlılık oluşturmanın sevgiyle bağdaşmadığı açıkça gösterilmelidir.

Bu örnekler, ŞİDDETİN yalnızca silah ve fiziksel saldırıdan ibaret olmadığını; insanları korkutarak yönetme, yakınları üzerinden baskı kurma, özgürlüklerini kısıtlama ve cezalandırma biçiminde de işlendiğini göstermektedir.

Ayrıca bu sahnelerin değerlendirilmesinde eylemin ağırlığı kadar, nasıl sunulduğu da önemlidir.

– Saldırganlığın haklılıkla,

– intikamın adaletle ve

– insanları korkutmanın güç sahibi olmakla

ilişkilendirilip ilişkilendirilmediği incelenmelidir. Şiddete karşı çıkan karakterlerin ve davranışların hikayedeki yeri de dikkate alınarak, yayınların İYİLİĞİ VE VİCDANI GÜÇLENDİREN BİR ANLAYIŞLA ELE ALINMASI gerekmektedir.

Bir kötülüğün hikayede yer almasıyla o kötülüğün hayranlık uyandıracak biçimde sunulması aynı değildir.

Değerlendirme; sahnelerin sıklığını, süresini, ayrıntı düzeyini, mağdurun acısına yaklaşımı ve saldırganın örnek alınabilecek bir kişi olarak gösterilip gösterilmediğini kapsamalıdır.

MERHAMET, ADALET, ÖFKEYE HAKİM OLMA, İNSAN ONURUNA SAYGI VE SORUNLARI ŞİDDETSİZ ÇÖZME davranışları da dizilerde güçlü ve etkileyici örneklerle işlenmelidir.

SONUÇ VE TALEP :

Toplumun huzurunun, çocukların ve gençlerin gelişiminin korunması için dizi ve filmlerdeki şiddet içeriklerinin yalnızca tek tek görüntüler üzerinden değil; tekrar sıklığı, sunuluş biçimi, hikaye içindeki işlevi ve örnek alınabilecek karakterlerle ilişkisi bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu doğrultuda;

– Televizyon ve ilgili dijital yayınlarda şiddeti, tehdidi, aşağılamayı ve intikamı özendiren veya olağanlaştıran içeriklerin etkili biçimde denetlenmesi,

– Baş kesme, işkence, ağır yaralama ve öldürme gibi eylemlerin gösterimine; bu sahnelerin fragmanlarda ve tanıtımlarda tekrar kullanılmasına ilişkin koruyucu ve ölçülü bir çerçeve oluşturulması,

– Çocukların ve gençlerin şiddet içeriklerine maruz kalmasını azaltacak yayın saati, yaş sınıflandırması ve erişim tedbirlerinin etkili biçimde uygulanması,

– Yayıncıların ve yapımcıların katılımıyla Allah korkusunu, sevgiyi, iyiliği, Allah’a karşı sorumluluk bilincini, vicdanı, merhameti, adaleti, nezaketi ve sorunların şiddete başvurmadan çözülmesini destekleyen yapımların teşvik edilmesi,

– İnsanların aileleriyle birlikte izleyebilecekleri; eğlenebilecekleri, öğrenebilecekleri, kendilerini geliştirebilecekleri ve olumlu davranışları örnek alabilecekleri yayın seçeneklerinin artırılması,

– Konunun kurumların görev ve yetki alanları çerçevesinde ele alınarak RTÜK başta olmak üzere ilgili kurumlar arasında gerekli çalışmaların yürütülmesi

talep edilmektedir.

Toplumda sevginin, iyiliğin, huzurun ve karşılıklı saygının güçlenmesi için insanların her gün izledikleri yayınların da bu değerleri desteklemesi gerekir.

Medyanın geniş kitlelere ulaşma gücü, şiddeti ve düşmanlığı sıradanlaştırmak yerine insan hayatına saygıyı, merhameti ve güzel ahlakı yaygınlaştırmak için kullanılmalıdır.

Müvekkilin konuyla ilgili görüş ve değerlendirmelerini saygılarımızla bilgilerinize sunarız. 17.10.2026

TAGGED:
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir