ALLAH, MEHDİYETİ HİÇBİR ENGELLEMEYE MARUZ KALMADAN GELİŞİP GÜÇLENMESİ İÇİN ÖZEL OLARAK GİZLEMİŞTİR
Mehdiyet, Allah’ın çok önem verdiği ve tüm peygamberlere bildirdiği bir bilgidir. Dünyanın sonunu kaderde inananların sevinç duyacağı şanlı ve görkemli bir zafer olarak takdir eden Allah, Mehdiyeti çok önemli bir konu olarak görmüştür. Nitekim hadislerde Mehdi’nin mutlaka çıkacağı vurgulanırken, “dünyanın ömründen bir gün kalsa dahi Allah o günü uzatır ve Mehdi mutlaka çıkar” diye haber verilmiştir. Bu durum, Mehdi’nin çıkışının Allah Katında ne derece önemli ve kıymetli olduğunu açıkça göstermektedir.
Peygamberimiz (sav)’den nakledilen rivayet şöyledir.
Dünyanın yıkılmasına (ömrüne) sadece bir gün bile kalsa, Allah Teâlâ o günü uzatır; ta ki benim Ehl-i Beyt’imden adı adıma, babasının adı babamın adına uyan zatı (Mehdi’yi) göndersin. O kişi (Mehdi), daha önce zulüm ve haksızlıkla dolu olan dünyayı adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. (Ebu Davud, Sünen, Kitâbü’l-Mehdi 1, Hadis No: 4282)
Sahih ve güvenilir olan bu hadis aşağıdaki temel hadis kaynaklarında yer almaktadır:
Ebu Davud, Sünen, Kitâbü’l-Mehdi, 1 (Hadis No: 4282)
Tirmizî, Sünen, Fiten, 52 (Hadis No: 2230, Tirmizî bu hadis için “Hasen-Sahih” değerlendirmesinde bulunmuştur)
İbn Mâce, Sünen, Fiten, 34
Ahmed b. Hanbel, Müsned, Cilt 1, s. 376 ve 430
Allah, Mehdi’ye çok büyük bir ehemmiyet verdiği için -ilerleyen sayfalarda detaylı şekilde ele alacağımız üzere- Mehdi’nin yaratılışını meleklere özel olarak müjdelemiş ve tüm peygamberlerine de Mehdiyeti çok detaylı biçimde anlatmıştır. Hz. Adem’den bu yana bütün peygamberler Mehdi hakkında bilgi sahibi olmuş, kavimlerine de -Allah’ın izin verdiği kadarıyla- Mehdi’yi anlatmışlardır. Allah’ın vahyiyle Mehdiyetin önemini ve büyüklüğünü anlayan peygamberler ve ümmetleri, Mehdi’nin varlığı, mücadelesi ve vesile olacağı güzelliklerden büyük bir heyecan ve sevinç duymuşlardır. Hatta öyle ki Hz. Musa’nın Mehdi olmak için Allah’a defalarca dua ettiği, sahabenin ise Mehdi’yi görebilmek arzusuyla saflarda onu aradıkları sahih ve güvenilir kaynaklarda yer almaktadır.
Ancak Allah Mehdi’nin son ana kadar aşikar olmamasını takdir etmiştir. Peygamberimiz (sav) Mehdi’nin ismini bilmesine rağmen bu kıymetli bilgiyi sahabenin tamamıyla değil, sadece Hz. Ali’yle paylaşmıştır. Hz. Ali de bu sırrı hiç kimseye söylemeyeceğine dair söz vermiştir. Resulullah (sav) Mehdi’nin kaşını, gözünü, saçını, sakalını ve fiziki tüm özelliklerini bütün detaylarıyla tarif etmiş fakat isminin gizli kalmasını istemiştir. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde verdiği detaylar ancak ilimde derinleşmiş olanların Mehdi’yi gördüklerinde anlayabilecekleri niteliktedir.
Bediüzzaman Hazretlerinin de izah ettiği üzere; ahir zamanın mübarek zatları olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi, açıkça aşikar olacakları son ana kadar, yalnızca derin iman sahiplerinin imanın nuruyla tanıyabilecekleri bir gizlilik içinde olacaklardır:
Hattâ adalet-i hakikiye ile hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye imdad etmeye gelen Hazret-i İsa Aleyhisselâm dahi; nüzul etse, Hazret-i İsa Aleyhisselâm olduğunu ancak nur-u iman ile nuraniyet-i harikası anlaşılır. Yoksa herkes onu bilmez ve anlayamaz. (Mektubat, Beşinci Mektup)
Hazret-i İsa Aleyhisselam geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı (derin imanlı yakın talebeleri), nur-u iman (imanın ışığı) ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde (birdenbire ve açıkça) herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, sf. 60)
ALLAH, HZ. MEHDİ’NİN YARATILIŞINI MELEKLERE ÖZEL OLARAK AYRICA MÜJDELEMİŞTİR
Allah, Hz. Mehdi’nin yaratılışını meleklere özel olarak ayrıca müjdelemiştir. Bu da Allah’ın Mehdi’ye atfettiği değeri ve ehemmiyeti gösteren çok önemli bir bilgidir. Bakara Suresi’nin 30. ayetinde Allah’ın meleklere müjdelediği halife Hz. Mehdi’dir.
Hani Rabbin meleklere: “Muhakkak Ben, yeryüzünde BİR HALİFE var edeceğim” demişti. Onlar da: “Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” dediler. (Allah:) “Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim” dedi. (Bakara Suresi, 30)
“Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim” ifadesinde, “yaratacağım” anlamına gelen خالق (hâlık) ifadesi geçmeMEktedir. Bunun yerine جعل (ca‘ale) fiilinden türeyen ve “kılmak, bir şeyi bir konuma getirmek, tayin etmek” anlamlarına gelen جَاعِلٌ (câil) kelimesi kullanılmaktadır. Ayette, Yüce Allah’ın yeryüzünde bir halife TAYİN EDECEĞİNİ bildirdiği açıkça görülmektedir. Ayette haber verilen ve insanların kurtuluşu için HALİFE TAYİN EDİLEN BU KİŞİ İSE HZ. MEHDİ’DİR.
Allah bu ayette meleklere bilmedikleri bir hakikati açıklamakta, onlara bir nevi sürpriz yaparak Hz. Mehdi’yi müjdelemektedir. Meleklerin “orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?” şeklindeki sorularının sebebi ise şudur: Melekler, Allah’ın yarattığı kader hakkında bilgi sahibidir ve dünya hayatı boyunca yaşanacak savaşları, peygamberlerin dahi inananları ve masumları savunmak ve korumak adına savaşmak zorunda kalacaklarını bilmektedirler. Ancak onların ilmi, Allah’ın kendilerine öğrettiği kadardır. Nitekim Allah bu sorulara cevaben “Sizin bilmediğinizi Ben bilirim” buyurmuştur. Allah o ana kadar meleklere, yeryüzüne barışı, refahı, adaleti ve huzuru hakim kılarak tüm savaşları bitirecek olan Hz. Mehdi hakkında bilgi vermemiştir. Bu bilgi meleklere ilk defa verilmektedir. Bu sebeple melekler, Hz. Mehdi çıkıncaya kadar yeryüzünde savaşlar ve zulümler olacağını bilmekte fakat Allah’ın akan kanı durduracak özel ve mübarek bir zat olarak Mehdi’yi yarattığını o anda öğrenmektedirler.
Meleklerin de dile getirdiği üzere dünyada bozgunculuk, savaşlar ve zulümler yaşanacak, Hz. Mehdi ise yeryüzündeki bu çatışmaları ve dökülen kanı durduran kutlu bir şahsiyet olacaktır. Hz. Mehdi, ahir zamanda dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş büyüklükte ve tüm insanlığı kuşatan fesadı, savaşları, acıları, zulümleri ve fitneleri durduracak; yeryüzüne barışı, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, refahı, bolluğu ve iyiliği hakim kılacaktır.
Hadislerde Hz. Mehdi’nin en önemli vasıflarından biri, “Mehdiyyü’d-Dem” (المهدي الدم) yani “kanı durduran Mehdi” olarak zikredilmiştir:
İnsanlar, arının beyleri etrafında toplanması gibi Mehdi’nin etrafında toplanırlar. O, daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle doldurur. O dönemde ne bir kimse uykusundan uyandırılır ne de bir damla haksız kan dökülür. Dünya adeta ilk dönemindeki (huzur ve emniyet) haline geri döner. (Nuaym b. Hammâd, el-Fiten, s. 223; el-Hâkim, el-Müstedrek, IV, 558)
(Mehdi) zamanında ne bir kimse uykusundan uyandırılacak, ne de bir kimsenin burnu kanayacaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 44)
… Yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur. (Süneni-i Ebu Davut, 5/93)
Kap su ile dolduğu gibi yeryüzü barışla dolacaktır. Hiçbir kimse arasında bir düşmanlık kalmayacaktır. Ve bütün düşmanlıklar, boğuşmalar, hasetleşmeler muhakkak kaybolup gidecektir. (Sahih-i Müslim, 1/136)
Ona (Mehdi’ye) biat edenler, (Kabe civarındaki) rükun ve makam arasında biat ederler. Uyuyanı uyandırmaz, asla kan dökmezler. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 24)
Mehdi bütün gam ve zulmetleri giderecek güneştir. İhsanda bulunduğu zaman pek bereketli bir yağmurdur. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 188)
Mehdi’nin (as) döneminde fitne ve kavga ateşi sönecek, zulüm, gece baskını ve yağmalama adeti kalkacak, savaşlar yok olacak. (El-Mehdiyy-il Mev’ud, c. 1, s. 264)
… Cenab-ı Hak İslam’ı nasıl bizimle başlatmışsa onunla (Mehdi) ile sona erdirecektir. Nasıl, bizimle onlar aralarındaki şirk ve adavetten (husumet ve düşmanlıktan) kurtulmuş ve kalplerine ülfet (dostluk) ve muhabbet (sevgi) yerleşmişse, Mehdi’nin gelişi ile yine öyle olacaktır. (Ahir Zaman Mehdisi’nin Alametleri, Celalettin Suyuti, s. 20)
HZ. MEHDİ DÜNYA TARİHİNİN EN KUTLU VAZİFESİNİ YERİNE GETİRECEĞİ İÇİN ALLAH ONU SONSUZ BİR HİKMETLE KORUMUŞ VE GİZLİ TUTMUŞTUR
Peygamberimiz (sav)’in birçok detay vererek Hz. Mehdi’yi insanlara tanıtmasına ve gelişine şahit olduğumuzda kendisini anlamamız için haber verdiği yüzlerce alamet birer birer gerçekleşmesine rağmen insanların birçoğu Mehdiyeti anlayamamakta ve görememektedir. Bu Allah’ın Hz. Mehdi’yi her türlü olumsuzluktan korumak için yarattığı özel bir durumdur. Allah Mehdisini tüm hasetçilerden, zalimlerden ve hainlerden gizleyip koruyacak, bunun için de Hz. Mehdi’yi gözlerden uzak tutacaktır:
…Allah dilediği zamana kadar onu (Mehdi’yi) gözden uzak tutar. Daha sonra zuhur eder ve yeryüzünü önceden zulümle dolduğu gibi adaletle doldurur. (Bihar-ul Envar, cilt 52, s. 32; İsbat-ul Hudat, cilt 6, s. 19)
Allah’ın bu özel koruma perdesi altında Mehdiyet gelişip güçlenecektir. Mehdiyet adım adım ilerlerken insanların büyük kısmının Mehdiyet gerçeğini hiç fark edemeyecek olması hadislerde şöyle haber verilmiştir:
İmam Mehdi’nin çıkışını bir heves, bir söylenti sanacaklar. Oysa Mehdi bir gerçek olacak. (Bihar-ül Envar 13. Cilt, sayfa 909)
İnsanların ümitsiz olduğu ve “Hiç Mehdi falan yokmuş” dediği bir sırada Allah Mehdi’yi gönderir… (Ali Bin Husameddin el-Muttaki, Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)
Allah’ın Mehdiyeti hikmetle gizleme yöntemlerinden biri de Kuran’da Mehdiyeti müteşabih anlatımlarla bildirmesidir. Tüm peygamberlerin gelişleri kendilerinden önceki kutsal kitaplarda açıkça haber verilmiştir. Örneğin Hz. İsa’nın geleceği Tevrat’ta ve kadim Musevi kaynaklarda yer almaktaydı. Nitekim Hz. İsa gelir gelmez, dönemin Musevi alimleri ve bilginleri tarafından hemen tanınmış ve teşhis edilmiştir. Hz. Musa’nın gelişi de dönemin dini kaynaklarından bilindiği için Firavun kendince Hz. Musa’nın peygamberliğini engelleyebilmek amacıyla o dönemde doğan erkek çocuklarının katline hüküm vermiştir. Peygamberimiz (sav)’in gelişi de dönemin Musevi ve Hristiyan alimleri tarafından bilinen bir haberdir. Hatta öyle ki Kuran’da, Kitap Ehli’nin Hz. Muhammed (sav)’i kendi çocuklarını tanır gibi tanıyıp bildikleri haber verilmiştir:
Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler. (Bakara Suresi, 146)
Ancak Mehdiyet, dünyanın artık tamamen son bulmasından önce Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılması ve cennete benzer bir dönemin inşa edilmesiyle yaşanacak kutlu bir son olduğu için Allah Mehdi’nin korunması için çok özel ve hikmetli tedbirler var etmiştir. Örneğin Kuran’da İslam’ın hakimiyetini açık olarak müjdelemiş fakat Hz. Mehdi’ye dair detayları müteşabih anlatımlarla sadece samimi ve derin imanlı müminlerin anlayacağı şekilde gizlemiştir. İnsanların bir kısmının Kuran’da Mehdiyeti anlatan ayetleri fark edememelerinin sebebi ise Allah’ın o insanlara bu anlayışı vermeyerek Kendi Katından Mehdi’yi koruyor olmasıdır. Hz. Mehdi’nin fiilen zuhur edeceği ana kadar açık ve aşikar olmaması, Allah’ın Hz. Mehdi’yi özel olarak korumasının yanı sıra, inkar edenlere kurduğu en etkili tuzaklardan biridir. Böylece karşıtlarının Mehdiyeti hiçbir zaman engellemeleri ve durdurmaları mümkün olmamakta, Mehdiyet tüm karşıtlarına rağmen güçlenerek gelişmektedir.
Musevi kaynaklarında da Allah’ın Hz. Mehdi’yi belirlenen vakte kadar gizleyeceği, öyle ki en yakın akrabalarının dahi onun Mehdiliğini bilmeyeceği haber verilmiştir:
Çıkış şekli öyle olacaktır ki Moşiyah [Mehdi] önceleri tanınmayacaktır… Yeşaya onun ortaya çıkışını tarif ederken kim olduğunun babası, annesi, ailesi veya akrabaları tarafından bile bilinmeyeceğini söylemiştir, çünkü şöyle söylenmiştir, (Yeşaya 53:2) “Bir fidan gibi büyüdü [KURAK YERDEKİ KÖK GİBİ].” [Rambam, Iggeres Teiman 4]
Haham Hiyya ve Haham Simeon hakkında şöyle söylenir, İrbid vadisinde sabah erken saatlerde yürürken ufukta şafak söktüğünü gördüler. Bunun üzerine Haham Hiyya dedi ki: İsrail’e kurtarıcının [Mehdi’nin] gelişi de böyle olacaktır: İLK BAŞLANGIÇTA SADECE ÇOK AZ GÖRÜNÜR OLACAKTIR, SONRA DAHA PARLAK IŞILDAYACAK VE ANCAK SONRASINDA TÜM İHTİŞAMI İLE ŞAFAK GİBİ SÖKECEKTİR. [Midrâş Şir ha-Şirim Rabâh, Bölüm 5, 10]
Hadislerde de Allah’ın, Hz. Mehdi’yi birçok hikmetli yöntemle insanların gözünden ve anlayışından gizleyeceği haber verilmiştir:
ALLAH HZ. MEHDİ’Yİ KÖTÜ İNSANLARIN ZULÜM VE CEFASINDAN KORUMAK İÇİN GİZLEYECEKTİR
Allah, halkın, insanların nefislerine karşı zulmetmesi nedeniyle, cefaları nedeniyle ve israfları yüzünden Mehdi’yi halktan bir süre gizleyecektir. (Şeyh Muhammed bin İbrahim Numani, Gaybet-i Numani, s. 162)
İmam Rıza şöyle buyurdu, Resulullah (sav)’den naklediyor: “Mehdi gizlice ve aniden zuhur edecektir.” (Yenabi-ul Mevedde, c. 2, s.197)
HZ. MEHDİ İNSANLARIN GÖZÜ ÖNÜNDE OLDUĞU HALDE, VAKTİ GELİNCEYE KADAR ALLAH ONLARA HZ. MEHDİ’Yİ GÖSTERMEYECEKTİR
Hz. Yusuf’un kardeşleri yetenekli peygamber çocuklarıydı. Buna rağmen Allah onlara Yusuf’u tanıtmadı. Yusuf kendini tanıttığı halde “Sen gerçekten Yusuf musun? Sensin öyle mi?’ dediler.” Aynı şekilde vakti gelinceye kadar İmam Mehdi’yi göz önünde görülmesine rağmen, insanların bilmesine rağmen kavmi-insanlar göremeyecek. (Kitâbul Gaybe, 10. bölüm, s. 195)
Sedir-i Seyrefi der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam’dan duydum ki: … Hakkı gaspolunan ve inkar olunan mazlum imamınız ve bu (gaybetin) sahibi (Mehdi) onların arasında dolaşır, pazarlarında gezer, onların bastığı yerlerden geçer. Ama onlar onu (Mehdi’yi) tanımazlar, ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf’a verdiği gibi ona izin verir. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 189)
Amr bin Sa’d, Emirülmüminin Ali bin Ebi Talib aleyhisselam’dan nakleder: “… Ali’nin Rabbine andolsun ki Hüccet (Mehdi) ayakta olacak, dünyanın yollarında yürüyecek, evlere ve saraylara girecek, bu yerin doğusunda ve batısında gezecek, sözleri duyulacak, cemaate selam verecek, görecek ama vaadedilen zamana gelene kadar bilinmeyecek. (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 167)
ALLAH HZ. MEHDİ’Yİ HALKIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞUNA TANITMAYACAKTIR
Hz. İmam Hüseyin’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Mehdi kıyam ettiğinde (ilk dönemlerinde) halk onu tanımayacaktır…” (Ikd-üd Dürer, s. 41)
Ama Hüccet (Mehdi) halkı tanır, halk ise onu tanıyamaz. Tıpkı Yusuf gibi. Yusuf halkı tanıdığı halde onlar Yusuf’u inkar ederlerdi. Sonra Hz. Ali şu ayeti okudu: “Kullara yazıklar olsun, Resül onlara geldikçe onunla alay ediyorlardı.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani, s. 162)
ALLAH HZ. MEHDİ’NİN RAHAT HAREKET ETMESİ İÇİN HALKIN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞUNU ONDAN UZAK TUTACAKTIR
Koyunların çobanlarından kaçması gibi insanlar ondan (Mehdi’den) kaçacaklardır… Daha sonra insanlar her yerde bir ıslahatçı aramaya başlarlar. Ancak ondan başka kendilerine yardım edecek birini bulamadıklarından, ona koşmaya başlarlar… (Bihar ul-Envar, cilt 52, S. 326)
HZ. MEHDİ ALLAH’IN İZİN VERDİĞİ ZAMANDA TANINIR
Bizden olan hak üzere Kâim (Mehdi) kıyam etmedikçe asla kıyamet kopmaz. Bu da Allah’ın izin verdiği bir zamanda olacaktır. Ona (Mehdi’ye) uyan kurtulur, ondan (Mehdi’den) geri kalan ise helak olur… (Bihar-ul Envar, cilt 51, s. 65; Isbat-ul Hüdat, cilt 6, s. 382)
PEYGAMBERİMİZ (SAV), HZ. ALİ’DEN HZ. MEHDİ’NİN ADINI AÇIKLAMAMASI İÇİN SÖZ ALMIŞTIR
Allah, Peygamberimiz (sav)’e Mehdi’yi tüm alametleri ve fiziksel görünümüyle detaylı olarak haber verdiği gibi, Hz. Mehdi’nin ismini de bildirmiştir. Ancak Peygamberimiz (sav) aldığı vahiy doğrultusunda Hz. Mehdi’nin isminin saklı tutmuş ve -Allah’ın izniyle- yalnızca Hz. Ali’ye söylemiştir. Hz. Ali de Hz. Mehdi’nin ismini bir sır olarak saklamıştır. Hadislerde, Hz. Mehdi’nin İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı döneme kadar ismiyle anılmayacağı haber verilmiştir:
Cafer Sadık b. Muhammed buyurdu ki: El-Mehdi benim evladımdır. Kendisini ismiyle anmanıza izin verilmemiştir. (Hadisin benzeri ed-Dakkâk, el-Esedî, sehl b. Mahbûb, Abdülaziz el-Abdî, ibn ebû Ya’fur ve ebû Abdullah [Cafer Sadık] senediyle İkmâlü’d-din eserinde zikredilmiştir.) (Meclisî, Bihârü’l-Envâr, Beyrut, 1404, c.51, s.32)
Mufazzal bin Ömer der ki: İmam Ebu Abdullah Cafer-i Sadık’ın huzurunda idim ve benimle birlikte başkaları da vardı. İmam bize şöyle buyurdu: “Sakın Mehdi’nin adını meşhur etmeyin…” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 174)
Ebû’l–Hasan As-Sâlis [aleyhisselâm] El-Kâim [Mehdi aleyhisselâm] hakkında şöyle buyurdu: Zuhur edip zulüm ve haksızlıkla dolup taşan dünyayı adaletle dolduruncaya kadar onu (Mehdi’yi) ismiyle anmaya izin yoktur. (Meclisî, Bihârü’l-Envâr, Beyrut, 1404, c.51, s.32)
Hz. Ali’ye, Hz. Mehdi’nin ismi sorulduğunda, onun şöyle cevap verdiği nakledilir:
“Allah Resulü (sav) ile aramızda bir ahit (söz) vardır; Allah onu (Mehdi’yi) açığa çıkarıp zuhur ettirinceye kadar onun (Mehdi’nin) ismini kimseye açıklamamaya söz verdim. Onun adını söylemek bana yasaklanmıştır.” (Ebu Cafer Muhammed b. Yakub el-Kuleynî, El-uṣûl Mine’l-kâfî, Daru’l-kutub Al-Islamiyyah, Tahran, c. 1, s. 332-333)
Resûlullah bana onun (Mehdi’nin) adını ve künyesini bildirdi. Ancak ‘Allah onu ortaya çıkarana kadar adını söylemeyeceksin’ diye benden aht aldı. (Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Babaveyh Es-sadûk, Kemâlü’d-dîn ve Temâmü’n-ni’me, Muassasatu’n-naşri’l-Islami, Kum, c. 2, s. 648)
PEYGAMBERİMİZ (SAV) HZ. MEHDİ’NİN ADINI SAKLI TUTMUŞ, ANCAK HZ. MEHDİ’NİN İSMİNİN KENDİSİNİN İSMİNE, BABASININ İSMİNİN DE BABASININ İSMİNE UYGUN OLACAĞINI SÖYLEMİŞTİR:
Ebu Davud ile Tirmizi’nin İbni Mesut (ra)’dan nakil ettiklerine göre, Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: “Onun (Mehdi’nin) ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır…” (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s.159-160)
Ebu Hureyre (ra)’dan rivayete göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt’imden İSMİ İSMİME UYGUN OLAN BİR ZAT (Mehdi) gelinceye kadar Allah o günü muhakkak uzatır.” (Ahmed b. Hanbel “Müsned” inde tahric etmiştir.)
Abdullah b. Ömer (ra)’dan rivayete göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Benim Ehl-i Beyt’imden ismi, ismime uygun olan bir zat (Mehdi) bütün Araplar üzerine hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez.” (Sünen-i Tırmizi Tercemesi, Hadis No: 2331)
Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt’imden ismi ismime uygun olan bir zatı (Mehdi’yi) gönderinceye kadar Allah o günü muhakkak uzatır. O, daha önce zulüm ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır. (Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Beyhaki ve Ebu Amr Ed-Dâni tahric etmişlerdir)
Görüldüğü gibi Peygamberimiz (sav), Mehdi için “ADI ADIMA UYGUN DÜŞER” ifadesini kullanmakta, isminin kendisiyle “AYNI” olduğunu belirtmemektedir. Aynı şekilde “BABASININ ADI DA BENİM BABAMIN ADINA UYGUN DÜŞER” buyurmaktadır.
PEYGAMBERİMİZ (SAV), BEN-İ ADNANİDİR;
YANİ RESULULLAH (SAV)’İN SOYADI ADNAN’DIR
Peygamberimiz (sav)’in şeceresi yirmi birinci kuşaktan dedesi olan Adnan ile başlamaktadır. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav)’in soyunun mensup olduğu kavme de Adnaniler denilmektedir. Peygamber Efendimiz (sav) de bir Adnanidir. Bütün İslami kaynaklarda kesinliği kabul edilen şeceresinde, Peygamberimiz (sav)’in ilk bilinen soy ismi Adnan’dır.
“İbn İshak’a göre İsmail’in, Hz. Muhammed (sav)’e kadar soyu şöyledir: Nabit, Yeşcub, Yarub, Teyrah, Nahor, Mukavvem, Uded, ADNAN. Peygamber (sav), Adnan’da durur ötesini anmazdı…”
Hz. Ali ise, Peygamberimiz (sav)’e “MUSTAFA ADNAN” olarak hitap ederdi, yani soyadı olarak ADNAN’ı kullanırdı.
Bundan dolayı iki isim sahibi oldum. Bir de künye ki daha önce hiç duymamıştım. Ebu Turab ki bana bu künyeyi vermişti: HÂDÎ OLAN MUSTAFA (ASM) ADNAN PEYGAMBER… (KASİDE‐İ ERCÛZE, İmam Ali, İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı ALTUNTAŞ, s.18)
Dikkat edilirse Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)’e soyadıyla hitap etmektedir. Mustafa Adnan Peygamber ifadesini kullanırken, onun adının Mustafa, soyadının ise Adnan olduğunu söylemektedir.
PEYGAMBERİMİZ (SAV)’İN MÜBAREK ŞECERESİ

Yukarıda izah ettiğimiz üzere Peygamber Efendimiz (sav) Adnanidir ve soy şeceresinde Peygamberimiz (sav)’in ilk bilinen soy ismi Adnan olması sebebiyle Hz. Ali, kendisine Mustafa Adnan diye hitap etmektedir. Dolayısıyla hadiste geçen “Adı adıma uygun, babasının adı da babamın adına uygun” ifadesiyle kastedilen gerçek de böylece anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere eski dönemlerde insanlara hitap edilirken günümüzdeki soyadı kavramı yoktu. Bir kişiye ismiyle beraber “falanca oğlu” veya “kızı” şeklinde hitap edilirdi. Ancak günümüzde soyadı ile hitap vardır. Bugün örneğin Sayın Cumhurbaşkanına nasıl “Sayın Erdoğan”, eşi hanımefendiye “Sayın Erdoğan” veya merhum babasına “Sayın Erdoğan” diye hitap ediliyorsa, aynı şekilde siyasi liderlerden bahsederken “Sayın Bahçeli”, “Sayın Özel”, “Sayın Demirel” ifadeleri kullanılıyorsa Peygamberimiz (sav) de bugün yaşamış olsa kendisine “Sayın Adnan” diye hitap edilecekti. Eşlerine de “Sayın Adnan”, babasına da “Sayın Adnan” diye hitap edilecekti.
Şunu bir kez daha ifade etmek gerekir ki bu isim benzerliği bir iddia ya da ispat konusu değildir. Zira milyonlarca seyyidin hepsi Adnani’dir ve hepsi Peygamberimiz (sav) ile aynı soyadını taşımaktadır. Müvekkil Adnan Oktar’ın soyu da Kafkas seyyidlerine dayanmaktadır. Müvekkil, adını kendi seçmemiştir. Kaderde Allah’ın ona bu ismi vermiş olması, Mehdiyete gönül vermiş, Mehdi’nin talebesi olmak için azmetmiş ve tüm gücüyle o mübarek zata zemin hazırlamak için gayret etmiş bir insan olarak çok güzel bir tevafuktur.
Müvekkilin soyunun Peygamberimiz (sav) kızı Hz. Fatıma ve Hz. Ali’ye, oradan da Hz. Davud’a kadar uzandığı tarihi belge ve kayıtlarla ortaya konulmuş somut bir gerçektir. Hz. Hasan’ın ile Hz. Hüseyin’in şehit edilmelerinden sonra seyyidlerin göç hareketleri hız kazanmıştır. Seyyid olan müvekkil Adnan Oktar’ın aile büyükleri, Hülagü fitnesi sırasında Kafkasya’ya göç etmiş, daha sonra Osmanlı-Rus ve Rus-Kafkas savaşları esnasında Osmanlı Devleti’ne sığınıp Ankara Bala’ya yerleşmişlerdir.
Sayın Adnan Oktar’ın dedesi Ömer Bey’in dedesi Beslen Arslan Kasayev’in kökeni, Nogay Hanlığı’na dayanmaktadır. Beslen Arslan Kasayev’in ailesi, Arslanoğulları olarak da tanınmaktadır. Arslanoğulları, 1827 yılında Kafkas Valiliği için hazırlanan bir belgede adı geçen 21 seyyid ailesinden biridir.

Bu tarihi belgede, Kara Nogay ve Yediskul bölgesinde yaşayan Nugay Seyyidlerinin kimlikleri ve aileleri hakkında bilgiler mevcuttur. Bu bilgiler bir liste halinde düzenlenmiş olup söz konusu listenin 3. sırasında Adnan Oktar’ın (Harun Yahya) dedesinin dedesi olan Beslen Arslan ve ailesinin kaydı bulunmaktadır. Dedesi Ömer Bey Kafkasya’da doğmuş ve 1902’de Ankara Bala kasabasına yerleşmiştir. Ömer Bey’in babası Hacı Yusuf, Hacı Yusuf’un babası ise Rus arşivlerinde seyyid olarak kaydı bulunan Beslen Arslan (Kasayev) isimli zattır.
Rusya Federasyonu Stavropol Federal Arşivi’nde yer alan, 17 Temmuz 1827 tarihli orijinal belgenin fotokopisindeki liste şu şekildedir:
| Kişi ve Ailesi | Erkek | Kadın |
|---|---|---|
| 1. Nugay Kaplanov ve ailesi | 4 | 3 |
| 2. Yusuf Ali Aysoltanov ve ailesi | 2 | 5 |
| 3. Beslen Arslan Kasayev ve ailesi | 2 | 4 |
| 4. Han Muhambet İsmailov ve ailesi | 3 | – |
| 5. Muhambet Kantemirov ve ailesi | 8 | 9 |
| 6. Mengligirey Tilenchiyev ve ailesi | 3 | – |
| 7. Yanseyit Abdullayev ve ailesi | 2 | 4 |
| 8. Gazı İnal Batırburzayev ve ailesi | 5 | 7 |
| 9. Hayati Ahmetov ve ailesi | 3 | 3 |
| 10. Nemin Yasenbi Adjiyev ve ailesi | 8 | 5 |
| 11. Alibey Mamayev ve ailesi | 3 | 3 |
| 12. Musousov ve ailesi | 2 | 3 |
| 13. Alibek Soltanaliyev ve ailesi | 4 | – |
| 14. Bekmurza Karamurzayev ve ailesi | 3 | 2 |
| 15. Arslangirey Temirhanov ve ailesi | 3 | 3 |
| 16. Alibey Temirov ve ailesi | 2 | 3 |
| 17. Ali Mamayev ve ailesi | 3 | 1 |
| 18. Beymurza İsterekov ve ailesi | 4 | 3 |
| 19. Tausultan Temirhanov ve ailesi | 7 | – |
| 20. Mamay Arslanov ve ailesi | 1 | – |
| 21. Magomet Utepov ve ailesi | 3 | 3 |
| TOPLAM KİŞİ SAYISI | 75 | 61 |
Nitekim Sayın Adnan Oktar’ın babasının ismi resmi kayıtlarda Yusuf Oktar ARSLAN olarak geçmektedir. Arslan ibaresi, Rus kaynaklarında da soyadı olarak yer almaktadır.

HZ. MEHDİ’NİN BİR İSMİ DE “ARSLAN”DIR
Maveraünnehir’den bir şahıs (Mehdi) çıkar, ONA EL-HÂRİS İBN-UL HARRAS** denir. (Ebu Davud, Mehdi 1, (2452)) Ravi: Hz. Hilal İbnu Amr (ra) (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî,cilt 5, s. 617) (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/410)
(** Haris aslan demektir. O zatın ismi ile aynı mânâdadır. Binaenaleyh hadîs kinayeli olarak o zattan bahsetmektedir.) HZ. MEHDİ (as)’ın BİR İSMİ de “ARSLAN”DIR. (Ebu Davud, Mehdi 1, (2452))
Müvekkil Adnan Oktar seyyiddir ve soyu Hz. Davud’a kadar uzanmaktadır. Bu gerçeği yazılarında ve konuşmalarında, hiçbir çekince duymadan ve herhangi bir gizli imada bulunmadan açıkça ifade etmiştir. Kendisi bu güzel tevafukları hiçbir zaman bir Mehdilik iddiası ya da ispatı olarak değerlendirmemiştir. Bediüzzaman Hazretleri’nin ifade ettiği gibi kendisini “Mehdi’ye zemin hazırlayan bir öncü” olarak görmektedir. Hz. Mehdi’nin hayatına benzer durumların kendi hayatında da tezahür etmesini, bir Mehdi talebesi olarak sevinçle ve şükürle karşılamaktadır.
Unutmamak gerekir ki, seyyid olmayı Mehdilikle eş anlamlı görmek son derece bilgisizce bir yorum olacaktır. Zira dünya üzerinde yüz binlerce seyyid bulunmaktadır. Böyle bir mantıkla yaklaşıldığında bu kişilerin hepsine “potansiyel Mehdi” gözüyle bakılması ve sırf seyyid oldukları gerekçesiyle suçlanmaları gerekir ki bu da akla ve mantığa tamamen aykırıdır.
MUSEVİ KAYNAKLARINDA HZ. MEHDİ, RUHU’L KUDÜS OLARAK GEÇMEKTEDİR
İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilikte ortak olarak yer alan kavramlardan biri de “Ruhu’l Kudüs”tür. (Kutsal Ruh)
İbranice: Ruah HaKodeş (רוּחַ הַקֹּדֶשׁ) Kutsal Ruh
Aramice/Süryanice: Paraklit – Ruha d’Kudşa (רוּחָא דְקُדְשָׁא) Kutsal Ruh
Arapça: Ruh-ul Kudüs (רוּחُ الْقُدُسِ) Kutsal Ruh
Binlerce yıllık Musevi kaynaklarında Moşiyah yani Hz. Mehdi’nin Ruhu’l Kudüs olarak anıldığı görülür. Musevi kaynaklarına göre Ruhu’l Kudüs, Allah Katından peygamberlere özel olarak indirilen bir nur ve güçtür. Mehdi söz konusu olduğunda ise Ruhu’l Kudüs sadece belli zamanlarda Allah Katından gelen bir destek değil, sürekli Mehdi’nin üzerinde olan, kalıcı olarak taşıdığı bir özellik olarak anlatılır. Yani, Musevi kaynaklarına göre Ruhu’l Kudüs, Hz. Mehdi’nin ayrılmaz bir parçasıdır.
Musevi inanışında geçmişte peygamberler, krallar veya salih kişiler Ruhu’l Kudüs (Ruah HaKodeş-Kutsal Ruh) ile anlık veya geçici olarak desteklenmiştir. Ancak Hz. Mehdi’yi diğer tüm insanlardan ayıran özellik, Ruhu’l Kudüs’ün onun üzerinde kalıcı olarak bulunmasıdır.
“Yişay’ın kütüğünden bir filiz çıkacak… Rabbin Ruhu (Ruah Adonai / Ruah HaKodeş) onun (Mehdi’nin) üzerinde kalacak; bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu…” Yeşaya (Isaiah) 11:1-2
Museviliğin temel eserlerinden biri olan Zohar, Hz. Mehdi’yi Ruhu’l Kudüs’ün yeryüzündeki bedene bürünmüş hali olarak tanımlar:
“Gelecekte Rab, Eden Bahçesi’nde (Van’daki Aden Bahçesi) saklı duran Kutsal Ruh’u (Ruah HaKodeş) harekete geçirecektir. Bu Ruh, ‘Moşiyah‘ adıyla anılan ve (Van’daki) Eden Bahçesi’ndeki ‘Kuş Yuvası’ (Kanyon) denilen makamda bekleyen ruhla birleşecektir. Kutsal Ruh bu ruha giydirilecek ve o Ruh aracılığıyla Moşiyah kalkıp tüm dünyaya ilahi bilgiyi yayacaktır.” Zohar, Cilt II, 220a (Parşat Şmot)
Musevi kaynaklarında haber verilen bilgilerden biri de, Ruhu’l Kudüs olan Hz. Mehdi’nin vesilesiyle şeytanın ahir zamandaki en büyük fitnesi olan deccaliyetin yok edilecek olmasıdır:
“Rab, evreni yaratmadan önce Moşiyah’ın ruhuna ve onun nesline baktı ve onu Kutsal Tahtı’nın altına sakladı. Şeytan Rabbe sordu: ‘Rabbim, Tahtının altında sakladığın bu Kutsal Ruh ve ışık kimindir?’ Tanrı cevap verdi: ‘Seni utandıracak ve yok edecek olan kişinin, Moşiyah’ın ışığıdır.‘ … Ve Tanrı, Kutsal Ruh’unu (Ruah HaKodeş) Moşiyah’ın üzerine koydu ve ona şöyle dedi: ‘Benim şefkatim senin üzerindedir.'” Yalkut Şimoni, Yeşaya (Isaiah) §499 & Pesikta Rabbati 36
Şeytanın ahir zamanda Hz. Mehdi ve Hz. İsa vesilesiyle yok edileceği hadislerde de haber verilmiştir. Hadiste, Kuran’da geçen “şeytana belirlenmiş güne kadar verilen süre”nin aslında Hz. Mehdi’nin çıkışına kadar olduğu vurgulanmış ve şeytanın Hz. Mehdi’nin ayaklarının dibinde diz çökerek yok olacağı anlatılmıştır:
Kur’an-ı Kerim’de Şeytan’ın mühlet istediği ve kendisine “Belirlenmiş vaktin gününe (İla yevmi’l-vakti’l-ma’lûm)” kadar izin verildiği belirtilen ayetler (Hicr Suresi 38, Sâd Suresi 81) açıklanırken İmam Sadık şöyle buyurur:
“Allah’ın İblis’e mühlet verdiği ‘malum gün’, Kaim’imizin (Hz. Mehdi’nin) zuhur edeceği gündür. Hz. Mehdi zuhur edip Kûfe Mescidi’ne geldiğinde, İblis ve etrafındaki askerleri onun huzuruna gelirler. İblis, Hz. Mehdi’nin heybeti karşısında dizlerinin üzerine çöker (ayaklarının dibine düşer) ve şöyle feryat eder: ‘Vah ne yazık bana bugünün heybetinden ve dehşetinden!’…
İşte ‘belirlenmiş vaktin günü’ o gündür ve Şeytan’ın mühleti o an biter.” (Biharul Envar; Tefsir-i Kummi)
Şeytanın dünya tarihi boyunca en büyük fitnesi olan deccaliyet, Hz. İsa (as)’ı görünce tuzun suda erimesi gibi eriyip yok olacaktır:
Allah’ın düşmanı (Deccal), Hz. İsa’yı gördüğü zaman, tuzun suda eridiği gibi erimeye başlar. Şayet Hz. İsa onu kendi haline bıraksa bile (zaten) eriyip helak oluncaya kadar gidecektir. Fakat Allah onu Hz. İsa’nın eliyle yok eder… (Müslim, Fiten, 34)
Hz. Mehdi, Hz. İsa’nın aşikar olarak çıkacağı döneme kadar yaptığı büyük ilmi mücadeleyle dinsizliğin sözde bilimsel zemini olan Darwinizm’i yerle bir edecek ve deccaliyetin tüm varlık gerekçesini ortadan kaldıracaktır. Hz. Mehdi’nin deccaliyetin dayandığı tüm fitnelerini tek tek etkisiz hale getirmesinden sonra, Hz. İsa’nın çıkışıyla birlikte de deccaliyete son darbe indirilmiş olacaktır.
Kuran’da Hz. İsa’nın “Ruhu’l Kudüs”le desteklendiği haber verilmiştir. Bu ayetlerden biri de Bakara Suresi’nin 87. ayetidir:
“… Meryem oğlu İsa’ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu’l-Kudüs ile destekledik…“ (Bakara Suresi, 87)
Musevi kaynaklarında Hz. Mehdi’nin Ruhul Kudüs olarak nitelendirilmesi ve ahir zamanda Hz. Mehdi’nin yürüteceği büyük ilmi mücadelenin neticesinde deccaliyetin Hz. İsa’yı görür görmez tuzun suda erimesi gibi yok olup gitmesi, ayette geçen Hz. İsa’yı destekleyen Ruhu’l Kudüs ifadesiyle, müteşabih bir anlatımla aslında Hz. Mehdi’den bahsedildiğini göstermektedir.
Sonuç olarak;
Allah Kuran’da Mehdiyeti, ilimde ve imanda derinleşmiş olanların kavrayabileceği müteşabih anlatımlarla kapsamlı şekilde zikretmiştir. Bu, Allah’ın Hz. Mehdi’yi korumak için kullandığı hikmetli ve özel bir yöntemdir. Böylece Hz. Mehdi, inkar edenlerin tüm engelleme girişimlerine rağmen vazifesini rahatlıkla sürdürebilecektir. Benzer şekilde Hz. Yusuf da son döneme kadar hem kardeşlerinin hem de karşıtlarının gözlerinden Allah’ın korumasıyla manen gizlenmiştir. Kuyuda kendisini bulanların kendilerince onu değersiz görmeleri de Allah’ın kıymetli kullarını koruma sanatının tecellilerinden biridir.
Onu ucuz bir fiyata, sayısı belli (birkaç) dirheme sattılar. Onu pek önemsemediler. (Yusuf Suresi, 20)
Hz. Yusuf’u gördüklerinde onu kendilerince “önemsemeyenler”, aslında onun sonunda Mısır’a vezir olacağı güzel kaderinde kendisine en büyük hizmeti yapanlardan biri haline gelmişlerdir. Aynı şekilde Hz. Mehdi’yi de kendilerince önemli görmeyenler, anlamazdan gelenler, hatta kendi düşük akıllarınca onunla alay edenler ve aleyhinde faaliyet yürüttüklerini zannedenlerin hepsi, Mehdiyetin gelişip güçlenmesi adına özel olarak yaratılmışlardır.
Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 23.09.2026