Gençleri ve Aileyi Korumak İçin Kuran’a Dayalı Dini Eğitim Gereklidir

By gundem
11 Min Read

T.C. ADALET BAKANLIĞI’NA

KONU: Bakanlığınız tarafından titizlikle üzerinde durulan toplum güvenliğini sağlamaya, aileyi, çocukları ve gençleri suçtan, her türlü istismar, müstehcenlik ve zararlı içerikten korumaya yönelik mücadelede hukuki tedbirlerin gerekli ancak yeterli olmadığına, ancak toplumda sağlam ve güçlü bir ahlaki temel oluşturarak, vicdan ve iradeyle doğruyu yanlıştan ayırabilecek bir bilinç geliştirerek kesin çözüm elde edilebileceğine, bunun da ancak Kuran’a dayalı gerçek İslam’ın anlatıldığı bir dini eğitim ile mümkün olduğuna dair görüşlerimizin sunumudur.

ÇOCUKLARI, GENÇLERİ VE AİLEYİ KORUMAK İÇİN
HUKUKİ TEDBİRLER GEREKLİDİR;
ANCAK YETERLİ DEĞİLDİR

Malumunuz olduğu üzere; Sayın Bakan Akın Gürlek 14 Eylül 2026 tarihinde yayınlanan bildiride, aileyi, çocuklarımızı ve gençlerimizi her türlü istismar, müstehcenlik, suç ve zararlı içerikten korumaya yönelik mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüklerini vurgulayarak, bu kapsamda 81 ildeki 175 Ağır Ceza Cumhuriyet Başsavcılığı’na “Ailenin, Gençlerin ve Toplumun Genel Ahlaka Aykırı ve Olumsuz Etkileyen İçerik ve Oluşumlardan Korunması” konulu bir yazı gönderildiğini belirtmiştir. Söz konusu genelge ile, çocukları ve gençleri cinsiyetsizleştirmeye teşvik ettiği değerlendirilen faaliyetlerin arkasındaki amaç ve kullanılan yöntemlerin araştırılması, çeşitli suçlarla bağlantı tespit edilmesi halinde de adli işlem başlatılması gerektiği bildirilmiştir1.

Sayın Bakanlığınızın aile kurumunu, gençlerimizi ve toplum düzenimizi hedef alan suç yapılanmalarına müsamaha göstermemesi, dijital mecraları da kapsayacak şekilde hukuk devletinin gereğini kararlılıkla yerine getirmesi, bu konuda titizlikle çalışmalar yürütmesi elbette ki son derece önemlidir.

Dijital ortamların özellikle gençlerin hayatındaki yeri ve ağırlığı düşünüldüğünde, suç teşkil edecek veya başta çocuk ve gençleri ahlaken olumsuz etkileyebilecek içeriklere karşı adli tedbirlerin etkili biçimde uygulanması GEREKLİDİR; FAKAT YETERLİ DEĞİLDİR. Bu konuda yapılacak mücadelenin yalnızca ceza düzenlemeleri, uygunsuz içeriklerin yayından kaldırılması, erişimin engellenmesi gibi yaptırımlarla sınırlı kalması ÖNLEYİCİ OLABİLİR; ANCAK SORUNU TAMAMEN ORTADAN KALDIRMAYACAKTIR.

Günümüzün modern, araştıran, sorgulayan, özgürlüğüne düşkün, kısıtlanmaya, engellenmeye tahammülü olmayan gençlerinin korunmasında “YASAKLAMA” temelli yaklaşımların tek başına yeterli bir çözüm olması mümkün değildir. Aksine gençler, yasaklar neticesinde özgürlüklerinin tehdit edildiğini düşünerek karşı koyma eğilimi geliştirebilir. Bu durum, sınırlandırılan ve yasaklanan içeriklere yönelik merak ve ilgilerinin artmasına neden olabilir. Bu da, önlenmek istenen tehlikenin daha da büyümesine neden olabilir.

Bu nedenle TOPLUMU VE ÖZELLİKLE GENÇLERİ SUÇTAN VE ZARARLI İÇERİKLERDEN KORUMANIN YOLU, onları bunlardan yalnızca yasaklarla uzaklaştırmak değil; söz konusu içeriklerle karşılaştıklarında onları sorgulayabilecek, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek, kendi irade ve vicdanlarıyla sağlıklı tercihler yapabilecek bir bilinç düzeyine ulaşmalarına destek olmak, onlara yol göstermektir. Bu da ancak tüm topluma verilecek KUR’AN’A DAYALI DİNİ EĞİTİM ile mümkündür. Çünkü bir insanı suçtan, gayriahlaki davranışlardan uzak tutacak asıl güç; cezalar ya da kurallar değil, içindeki manevi güç, yani Allah Sevgisi ve Allah Korkusu’dur.

KALICI BİR ÇÖZÜM İÇİN;
TOPLUMDA SAĞLAM VE GÜÇLÜ BİR
AHLAKİ TEMEL OLUŞTURULMASI ŞARTTIR

Allah korkusu olmayan, vicdanını kullanamayan, doğruyu yanlıştan ayırt edebilecek ferasete sahip olmayan, sevgiyi bilmeyen ve Kuran’da Allah’ın bildirdiği esaslara göre güzel ahlakı yaşamayan bir kişinin kısıtlamalarla, yasaklarla engellenmesi de mümkün değildir. İstenildiği kadar bu yönde önleyici tedbirler alınsın, idari işlemler yapılsın, dış etkenler sınırlandırılsın yine de tehlikenin kalıcı olarak önüne geçilmesi mümkün olmayacaktır.

KALICI BİR ÇÖZÜM İÇİN; başta çocuklara ve gençlere olmak üzere tüm topluma; Allah korkusu ve Allah sevgisinin anlatılması, iman bilincinin ve manevi değerlerin kazandırılması ile, vicdanlı olma, doğru ile yanlışı ayırt edebilme şuurunun geliştirilmesi, sağlam ve güçlü bir ahlaki temel oluşturulması gerekmektedir.

Bu eğitimin de Kuran’a uygun olarak, doğru yöntemlerle ve doğru kişiler tarafından verilmesi son derece önemlidir. Dinin, insanları zorlayan, korkutan, karmaşık, yaşanması güç bir sistem gibi yanlış şekilde anlatılması, başta gençlerin dinden uzaklaşmalarına ve dine karşı yanlış bir algı geliştirmelerine neden olmaktadır. Kuran’a başvurmayan, dolayısıyla da dini geleneksel inançlara göre yaşayan kişiler tarafından anlatılan Kuran’da yeri olmayan hurafeler, toplumun manevi değerlerden kopmasına dahi yol açabilmektedir.

Ülkemizde dini eğitim hizmetlerinden sorumlu olan Diyanet İşleri Bakanlığı, bu görevi tam olarak yerine getirmekte yetersiz kalmakta ve gençlere ulaşamamaktadır. Bu durumu bizzat Diyanet işleri eski Başkanı Ali Erbaş şu sözlerle itiraf etmektedir2:

Kaynak: https://10haber.net/gundem/diyanet-topluyoruz-carpiyoruz-genclere-ulasamiyoruz-122417/

Ali Erbaş konuşmasında “TOPLUYORUZ, ÇARPIYORUZ, GENÇLERE ULAŞAMIYORUZ” diyerek Diyanet İşleri Bakanlığı’nın elindeki geniş maddi imkanlarına rağmen hangi yolu denerse denesin toplumun en önemli kesimi olan gençlere bir türlü ulaşamadıklarını söylemektedir. Ali Erbaş, konuşmasının devamında gençlere ulaşma yolu olarak “Cuma namazlarında hutbe verme imkanı bulduklarını” söylemektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gençlere dini eğitim vermek için önerdiği çözümün Cuma namazlarında hutbe vermek olması, devletimizin dini eğitimden sorumlu birimi ile gençler arasında DERİN BİR UÇURUM olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çalışmalarının, yayınlarının, TV’lerde ve sosyal medyada yer verilen din alimlerinin, cami hocalarının üslup ve yaklaşımlarının günümüz gençlerine ve toplumun geneline hitap etMEdiği açıktır.

Nitekim Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de, Batman’da gerçekleştirilen bir sempozyumda, yaptıkları çalışmalarla, “GENÇLİĞİ DİNDEN SOĞUTTUKLARINI” ifade ederek, bu gerçeği sözleriyle de teyit etmiştir3.

Kaynak: https://ilkha.com/kultur/basiret-ve-hikmet-dilini-dijital-dunyaya-tasiyamadik-106787

Görmez, 2023 yılındaki bir başka röportajda ise, DİN SÖYLEMLERİNİN GENÇLERDEN UZAKLAŞTIĞININ itirafını yapmıştır:

Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=LEk2g00By5k

Bugüne kadar uygulanan yöntemlerin, eğitim metodlarının istenilen ve beklenilen sonucu getirMEdiği ortadayken ve Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış, yani tüm bu faaliyetlerin başında olan isimler, topluma açık açık bu çalışmaların BAŞARILI OLMADIĞINI, AKSİNE GENÇLER VE TOPLUM ÜZERİNDE OLUMSUZ ETKİSİ OLDUĞUNU söylerken, aynı yolda bile bile ısrar edilmeMEli, ivedilikle başka bir çözüm bulunmalıdır.

DİYANETİN “GENÇLERE ULAŞAMADIĞI”NI SÖYLEDİĞİ DÖNEMDE, BUNU BAŞARAN İLK VE TEK KİŞİ
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR OLMUŞTUR

Gençlere Kuran’a dayalı dini eğitimi verebilmek için gençlerin ihtiyaçlarını, beklentilerini anlamak, onların iletişim dünyasını bilmek, onların dillerini anlamak, çağdaş dünyanın iletişim araçlarını kullanabilmek gerekmektedir. Günümüz gençlerine ulaşabilmek, ancak bu yolla mümkündür.

Bunu başarabilecek – ki geçmişte de başarmış olan – TEK KİŞİ; Müvekkil Adnan Oktar’dır. Müvekkil Adnan Oktar, gerek eserleri ile, gerekse katılmış olduğu canlı yayınlar ile Kuran’a dayalı İslam dinini anlatmış, sadece anlatmakla kalmamış; bunu, yaşam biçimi ile de doğrudan hayata geçirerek göstermiştir. Gerçek İslam’ın neşeli, dışadönük, modern, sevgi dolu, özgür, yenilikçi, girişimci, sanatın her türlüsünden zevk alan, güzelliği ve estetiği takdir eden, destekleyen bir yaşam tarzı olduğunu tüm topluma anlatmıştır. Başta gençler olmak üzere; insanların büyük bir kısmı, gerçek İslam anlayışının, aradıkları yaşam modeli olduğunu görmüşlerdir. Dini inancı, fikir sistemi fark etmeksizin gençler, müvekkilin eserlerini takip etmiş, müvekkilin konuk olduğu canlı yayınlara katılmış, kendisine sorular yöneltmiş, müvekkilin kendileriyle olan iletişiminden ne kadar memnun olduklarını dile getirmişlerdir.

Müvekkilin eserleri ve canlı yayınlar yoluyla insanlara ulaşabildiği dönemlerde, gençlerin büyük oranda dindarlaşmaya başlaması, Türkiye’de dindarlık oranının gittikçe artması da müvekkilin toplumun her kesimine ulaşabilme konusundaki başarısını kanıtlamaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “gençlere ulaşamıyoruz” itirafını yaptığı dönemde müvekkil; ister sağcı-solcu, ister ateist, ister deist, ister komünist olsun, GENÇLERE VE HALKIN HER KESİMİNE ULAŞIP ONLARA GERÇEK İSLAM’I ANLATAN İLK VE TEK KİŞİ OLMUŞTUR.

Nitekim müvekkilin cezaevine girdiği 2018 yılından itibaren ülkemizdeki dindarlık oranı ciddi şekilde düşüş göstermektedir; bu durum istatistiklerle de sabittir.

SONUÇ VE TALEP

Sn. Bakan Akın Gürlek’in aileyi, çocukları, gençlerimizi suçtan ve gayriahlaki davranışlardan koruma konusunda gösterdiği kararlılık, bu amaçla hukuki tedbirlerin artırılması çok önemlidir. Ancak kesin bir çözüm için, yeterli değildir.

Kesin çözüm; ancak toplumun sağlam bir ahlaki temel üzerine inşa edilmesi, suçtan ve her türlü ahlaki çöküntüye sebep olacak olumsuz davranışlardan kendi vicdan ve iradeleriyle uzak duracak maneviyatı kuvvetli, kalbinde Allah korkusu ve Allah sevgisi olan dindar bir nesil yetiştirmektir. Bu dindar nesil, Kur’an’a dayalı İslam anlayışı ile yetiştirilmelidir. Bu konunun DEVLET POLİTİKASI HALİNE GETİRİLMESİ VE BU KONUDA BİR AN ÖNCE HAREKETE GEÇİLMESİ GEREKMEKTEDİR.

Ancak bu yolla Sn. Bakan’ın da korumaya çalıştığı değerlerimize sahip çıkmak ve onları korumak mümkündür.

Herkesin takdir edeceği gibi, şimdiye dek, Kuran’daki İslam’ı samimi olarak anlatan, bu vesile ile gençleri büyük ölçüde kazanan, toplumun her kesimine sevgi ile hitap eden ve bu şekilde toplumun dindarlaşmasına vesile olan TEK KİŞİ müvekkil ADNAN OKTAR olmuştur.

Dolayısıyla, müvekkile bu konuda fırsat verilmesi, şu an her zamankinden çok daha önemlidir. Müvekkilin tecrübelerinden faydalanılarak etkili bir dini eğitim sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Bu konuda vakit kaybetmek, gençlerimizi, toplumu tehlikeye daha çok yaklaştırmak demektir.

Müvekkil her türlü yardıma hazır olduğunu belirtmekte, DEVLETİMİZDEN İMKAN İSTEMEKTE, devletimizin uygun gördüğü kişilerle görüşerek ve onları yönlendirerek tüm toplumu kapsayacak bir eğitim stratejisi oluşturmaya katkı sağlamak istemektedir. Müvekkilin bu konuda, cezaevinden çıkmak gibi bir talebi de yoktur.

Bunun yanı sıra, müvekkilin tüm yayınlarının, kitaplarının ve eserlerinin bulunduğu internet sitelerinin de TEKRAR ERİŞİME AÇILMASI, toplumda manevi gücün oluşmasına katkı sağlayacaktır. Müvekkilin 40 yıllık çabayla hazırladığı eserler ulaşılabilir hale geldiğinde, bu eserler, geçmişte milyonlarca insanın imanına vesile olduğu gibi, bugün de dindar bir toplum oluşmasına katkı sağlayacak ve çok büyük hayırlara vesile olacaktır.

Müvekkil, böyle bir çalışmanın Bakanlığınız tarafından da titizlikle üzerinde durulan toplum güvenliğini, aileyi, gençleri ve çocukları koruma mücadelesinde mutlak surette başarı kazandıracağına inanmaktadır.

Müvekkilin tavsiyelerinin ehemmiyetle dikkate alınacağına inancımız tamdır. Takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz. 26.09.2026


1 Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir