Acizliklerle Dolu Dünya, Hırsla Bağlanmak İçin Değil İmtihan İçin Yaratılmıştır – 🎙️

By gundem
18 Min Read
Bu yazıyı dinleyebilirsiniz Arkaplan işlemlerinde sese dönüştürüldü

ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR

Müvekkil Adnan Oktar, özellikle son dönemlerde, tüm dünyanın içinde bulunduğu durumdan endişe duymakta, insanlara hakim olan mutsuz, sevgisiz ve huzursuz ruh halinin ciddi bir vahamet içerdiğini gözlemlemektedir. Gerek TV sohbetleri gerekse yayınladığı eserleri ile yıllar boyunca sevgiyi hakim etmeye çalışan müvekkil için, özellikle son yıllarda insanların karamsarlaşması, sevgiden yoksun bir görünüm almaları ve toplum içinde nefretin artması, üzerinde durulması gereken önemli hususlardır. Müvekkil, bu konuyla ilgili olarak çeşitli tespitlerde bulunmuş ve dünyaya yönelik hırsların, insanları daha da hırçın ve tahammülsüz hale getirdiğine dikkat çekmiştir. İmani takviyenin yeterSİZ olduğu ortamlarda, bu vahim durumun daha da kötüye gideceği aşikardır. Bu nedenle müvekkil, GEÇMİŞTE KENDİSİNİN YAPTIĞI GİBİ, KUR’AN’DAN DELİLLER getirilerek, ALLAH’IN YARATMA SANATINI GÖSTEREN İMAN HAKİKATLERİ TANITILARAK KAPSAMLI İMANİ ÇALIŞMALARIN yapılması gerektiğini sürekli olarak hatırlatmaktadır.

Konuyla ilgili müvekkilin aşağıdaki açıklamalarını takdirinize sunuyoruz.

Bir Garip Akıl Tutulması:
Geçici Dünya İçin Hırslanmak

Dünya, özellikle içinde bulunduğumuz ahir zamanda, çeşit çeşit zorlukların, bozulmaların, çatışmaların ve vahşi rekabetlerin hakim olduğu bir alan haline geldi. Hastalıkların, savaşların, salgınların, çatışmaların, doğal afetlerin, acımasızlığın hakim olduğu böyle bir ortamda hayatta kalabilmek bile tek başına büyük bir mücadele gerektiriyor. İnsanlar, yaşadıkları hayattan hoşnut OLAMIYOR, mutlu YAŞAYAMIYOR, ümitvar bir yaşam SÜREMİYORLAR. Yaşam mücadelesinin hakim olduğu bu şartlar içinde pek çok kişi, kendilerince bu mücadeleyi kazanabilmek için bencilce bir üstünlük yarışı içine giriyor.

Bu yarış içinde yaşamayı tercih edenler, aynı zamanda sayısız acizlikle de mücadele etmek zorunda kalıyorlar. Hastalıklar yakalarını bırakmıyor. Geçim derdi, aile sorunları, iş sorunları, sosyal çevrede ayakta kalabilme mücadelesi, sıkıntılarıyla gelen yaşlılık ve geçen zamana çare bulamama, her geçen gün insanları daha umutsuz hale getiriyor.

Bütün bunlarla boğuşurken, yine sabah erkenden aynı işe gitmek zorunda olmak, yine akşam aynı saatte aynı trafikle boğuşmak, işte bıraktığı sıkıntıların farklı versiyonu ile evde karşılaşmak ve her gün aynı sıkıcı düzene geri dönmek, zaten geçici olan hayatın ANLAMSIZ BİR DÖNGÜYE TAKILIP KALDIĞINI sürekli olarak kendilerine gösteriyor.

Bu tip insanlar, çaresizce, yaşadıkları sorunlardan uzaklaşmanın yollarını arıyorlar. Biraz rahatlamak için tatile çıkıyorlar; ama problemleri de onlarla birlikte geliyor.

Unutmak için içkiye sığınıyorlar; fakat ertesi sabah uyandıklarında sorunları da kendileriyle birlikte uyanıyor.

Bütün bunlar olurken,

Her gün yeni hastalıklarla uğraşan,

Her geçen gün biraz daha yaşlanan,

Sıkıntılarından kurtulamayan, sıkıntılara yeni sıkıntılar ekleyen,

Yaşamak için sürekli para kazanmak zorunda kalan,

Mutsuz, sevgisiz, umutsuz kalan,

Söz konusu insanlar,

ANLAŞILMAYACAK ŞEKİLDE DAHA FAZLA DÜNYAYA BAĞLANIYORLAR.

Dünyadaki geçicilikleri elde etme HIRSLARI gitgide daha depreşiyor.

Hastalıklarıyla, yaşam mücadeleleriyle boğuşurken, bir yandan DAHA UZUN YAŞAMAK istiyorlar.

Yaşlanmaya savaş açıyor, avuç avuç ilaçlar içiyor, estetik ameliyatlar oluyor, kaçınılmaz bir süreci yok etmeye çalışıyorlar.

Bu acizlikleri NEDEN YAŞADIKLARINI düşünmek yerine, acizlikleri durdurmaya ve yok saymaya çalışıyorlar.

Ve asla hedeflerine ulaşamıyor, asla mutlu olamıyorlar.

Bu hırsın daha yüksek türevleri de var. Bu hırs güçlendiğinde, sadece insana değil, İNSANLIĞA DA FELAKET GETİRİYOR.

Hırsla Birlikte Gelen Kıskançlık, Öfke ve
Sakıncalı Neticeleri

Bazı kişilerde dünyaya yönelik bu hırs, delice bir yenişme arzusu, garip bir öfke sebebi halini alıyor. Kişi, sabahtan akşama kadar çalışıyor, dünyanın çilesini her gün fazlasıyla çekiyor olmasına rağmen, kimi zaman hayatını daha öfke dolu hale getirecek olaylara girmekten hiç kaçınmıyor. Örneğin; zaten zorlu geçen bir iş günü sonrası trafiğe giriyor; ama bu defa trafikte kavga ediyor. Veya işyerinde birilerini kıskanıyor, kızıyor, öfkeleniyor ve sürekli dedikodu yapıyor, aksi tavırlar sergiliyor. Etrafındaki insanlara, çocuklara, hayvanlara, çevreye TAHAMMÜLSÜZ hale geliyor.

Çünkü DÜNYA HIRSI, İNSANLARA SÜREKLİ OLARAK TATMİNSİZLİĞİ, SEVGİSİZLİĞİ, RUHSUZLUĞU, HOŞNUTSUZLUĞU, DOYUMSUZLUĞU GETİRİYOR.

İnsanların bir kısmı, hayata garip bir hırsla bağlandıkları için, hayatlarının hemen her anında öfke ve rekabet duygularıyla yaşarlar.

Bu hırsın getirdiği bela, aslında şu anda dünyadaki anlaşmazlıkların, savaşların, çatışmaların, haksız rekabetlerin ve vahşi kapitalizmin TEK SEBEBİDİR. Bu, geçmişte de böyle olmuştur; tarih boyunca insan eliyle meydana gelen neredeyse tüm felaketlerin sebebi DÜNYAYA YÖNELİK DOYUMSUZLUĞA VE HIRSA dayanmıştır.

Kur’an’da haber verilen Habil–Kabil kıssası, DÜNYA HIRSINI tarif eden en önemli örneklerden biridir:

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız

Onlara Adem’in iki oğlunun gerçek olan haberini oku: Onlar (Allah’a) yaklaştıracak birer kurban sunmuşlardı. Onlardan birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) Demişti ki: “SENİ MUTLAKA ÖLDÜRECEĞİM.” (Öbürü de:) “Allah, ancak korkup-sakınanlardan kabul eder.”

“Eğer beni öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.”

“Şüphesiz kendi günahını ve benim günahımı yüklenmeni ve böylelikle ateşin halkından olmanı isterim. Zulmedenlerin cezası budur.”

SONUNDA NEFSİ ONA KARDEŞİNİ ÖLDÜRMEYİ (TAHRİK EDİP ZEVKLİ GÖSTEREREK) KOLAYLAŞTIRDI; BÖYLECE ONU ÖLDÜRDÜ, bu yüzden hüsrana uğrayanlardan oldu.

Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. “BANA YAZIKLAR OLSUN” dedi. “Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?” ARTIK O, PİŞMAN OLMUŞTU. (Maide Suresi, 27-31)

Kur’an’da ve Tevrat’ta haber verilmiş olan Habil-Kabil kıssası, insanlık tarihinde öfke ve kıskançlığın nasıl korkunç sonuçlar doğuracağını gösteren ve yeryüzündeki İLK CİNAYETİ bildiren kıssadır. Kabil’in, kardeşi Habil’in kurbanının Allah tarafından kabul edilmesini KISKANMASI ve bundan dolayı ona ŞİDDETLİ BİR ÖFKE duyması, kardeşini öldürmesiyle sonuçlanmıştır. Dünya hırsı, Kabil’i, kardeş katili haline getirmiştir.

Firavun’un, Hz. Musa’ya yönelik düşmanlığı da yine KISKANÇLIK nedeniyledir. Duyduğu bu kıskançlık nedeniyle Firavun, HZ. MUSA’YI ÖLDÜRMEYE YELTENECEK kadar büyük bir ÖFKE duymuş ancak Allah’ın planı gereği Firavun, Musa’yı tuzağa düşürdüğünü zannederken kendisi tuzağa düşmüştür:

Firavun dedi ki: “Bırakın beni, MUSA’YI ÖLDÜREYİM de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum.” (Mümin Suresi, 26)

(Firavun) dedi ki: “ANDOLSUN, BENİM DIŞIMDA BİR İLAH EDİNECEK OLURSAN, SENİ MUTLAKA HAPSE ATACAĞIM.” (Şuara Suresi, 29)

Firavun’un Hz. Musa’yı hapsetme ve öldürme arzusu, ona karşı büyüklenmesinden kaynaklanmaktadır. Öyle ki Firavun, bunu, kendisini ilah olarak görecek raddeye getirmiş ve Hz. Musa’nın Allah’a olan imanına bu nedenle öfke duymuştur.

Firavun dedi ki: “Ey önde gelenler, SİZİN İÇİN BENDEN BAŞKA İLAH OLDUĞUNU BİLMİYORUM. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum.”

O VE ASKERLERİ, YERYÜZÜNDE HAKSIZ YERE BÜYÜKLENDİLER ve gerçekten Biz’e döndürülmeyeceklerini sandılar.

BUNUN ÜZERİNE, ONU VE ASKERLERİNİ TUTUP SUYA ATTIK. Böylelikle zulmedenlerin nasıl bir sona uğradıklarına bir bak. (Kasas Suresi, 38-40)

Karun’u, Firavun’u ve Haman’ı da (yıkıma uğrattık). Andolsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti, ANCAK YERYÜZÜNDE BÜYÜKLENDİLER. Oysa onlar (azaptan kurtulup) geçecek değillerdi.

İşte BİZ, ONLARIN HER BİRİNİ KENDİ GÜNAHIYLA YAKALARDIK. Böylece onlardan kiminin üstüne taş fırtınası gönderdik, kimini şiddetli bir çığlık sardı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedici değildi, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Ankebut Suresi, 39-40)

Nemrut’un Hz. İbrahim’e olan öfkesi de yine onun Allah’a olan imanını KISKANMASINDANDIR. Dönemin güç sahibi olan Nemrut, dünyevi tüm güçleriyle üstünlük taslamış ve kendisini lider olarak kabul etmeyen ve putlarını yerle bir eden Hz. İbrahim’i ölüm ile tehdit etmiştir:

Allah, KENDİSİNE MÜLK VERDİ DİYE Rabbi konusunda İbrahim’le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: “Benim Rabbim diriltir ve öldürür” demişti; o da: “BEN DE ÖLDÜRÜR VE DİRİLTİRİM” demişti. (O zaman) İbrahim: “Şüphe yok, Allah Güneş’i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir” deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Bakara Suresi, 258)

Nemrut’un, sırf Allah’a imanından dolayı Hz. İbrahim’e yönelik öfkesi, ayetlerde şu şekilde anlatılmıştır:

(İbrahim) Dedi ki: “O halde, Allah’ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?”

“Yuh size ve Allah’tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?”

Dediler ki: “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun.”

Biz de dedik ki: “Ey ateş, İbrahim’e karşı soğuk ve esenlik ol.”

Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya Suresi, 66-70)

Peygamberimiz (SAV) döneminde de dönemin önde gelenleri tarafından aynı itirazlar gerçekleşmiş, Peygamberimiz (SAV) ve sahabelerine karşı saldırılarda bulunulmuş, bu kişiler, İslam’a yönelik mücadelelerini SAVAŞLAR çıkararak gerçekleştirmişlerdir.

Yakın tarih de bunun örnekleriyle doludur.

Dünyada gerçekleşen TÜM BÜYÜK SAVAŞLAR, 1. ve 2. Dünya savaşları, halen sürmekte olan İsrail-Filistin savaşları, Rusya-Ukrayna savaşları, dünyanın iki cepheye ayrılması, yıllar boyunca süren soğuk savaş, nükleer silahlanma ve bunlar gibi dünyada silahlanmanın gerekçesini oluşturan tüm soğuk ve sıcak çatışmalar, BİR TÜRLÜ TATMİN OLMAYAN, SONLANMAYAN, DURULMAYAN BİR HIRSIN SONUCUDUR.

Büyük hırslar uğruna başlatılmış ve milyonlarca kişinin canına mal olmuş 2. Dünya Savaşı’nda harap olmuş şehirler. Varşova, Polonya. Kaynak: https://www.archdaily.com/901606/how-cities-have-rebuilt-from-the-ashes

İsrail-Filistin savaşı sırasında Gazze’nin durumu.
Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/articles/cv2qe25rp55o

Dünyanın Sevgi Dolu Bir Yer Olması,
İnsanların Bakış Açılarını Değiştirmelerine Bağlıdır

Şayet insanlar;

Acizliklerinin farkında olsalar,

Neden yaratıldıklarını anlasalar,

Dünyaya üstünlük yarışı için gelMEdiklerini kavrasalar,

Dünyadaki bu huzursuzlukların, savaşların, tahammülsüzlüklerin, yarışların tümü SONA ERER.

Dünyanın cennet gibi bir yer olması, insanların bakış açılarını değiştirmelerine bağlıdır.

İnsanların bakış açılarını değiştirmeleri de, ACİZLİKLERİNİN FARKINA VARMALARI ve DÜNYANIN NE AMAÇLA YARATILDIĞINI ANLAMALARI ile mümkün olacaktır.

Allah, ayetinde, dünyanın asıl hayat olMAdığını, bir oyun ve oyalanma olarak yaratıldığını haber verir:

Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)

Dünya hayatının gerçek yaratılma amacını Allah, ayetinde şöyle haber verir:

O, AMEL (DAVRANIŞ VE EYLEM) BAKIMINDAN HANGİNİZİN DAHA İYİ (VE GÜZEL) OLACAĞINI DENEMEK İÇİN ÖLÜMÜ VE HAYATI YARATTI. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)

Allah, yerdeki ve gökteki her şeyin Hakimi olduğunu ve diriltenin de öldürenin de Kendisi olduğunu bildirmektedir.

Haberin olsun, GÖKTEKİLERİN VE YERDEKİLERİN TÜMÜ GERÇEKTEN ALLAH’INDIR. Haberin olsun; şüphesiz Allah’ın vaadi haktır; ancak onların çoğu bilmezler.

O, DİRİLTİR VE ÖLDÜRÜR. VE O’NA DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ. (Yunus Suresi, 55-56)

Ayetlerde açıkça belirtildiği gibi İNSANIN, ALLAH’A KARŞI HİÇBİR GÜCÜ YOKTUR. “Benim” dediği şeylerin tümü aslında ALLAH’INDIR ve insan, bu dünyayı mutlaka, Allah’ın belirlediği bir anda TERK EDECEKTİR. İNSAN, KABUL ETSE DE ETMESE DE, ALLAH’A KARŞI BU KADAR ACİZDİR.

İnsan, kendisine dünyaya has olarak verilmiş olan acizliklere karşı koyamaMAktadır. Geçen zamanı durduramaMAkta, ne kadar çabalarsa çabalasın bedenindeki hücrelerin ölmesine, yaşlanmaya, ölüme gitgide yakınlaşmaya direnemeMEktedir. Kimileri beyhude çabalarla ölümsüzlüğü mümkün kılmaya çalışmakta ama Allah’ın kanununun önüne geçemeMEktedir. BU DÜNYAYA GELEN HER CAN, MUTLAKA DÜNYAYI BİR GÜN TERK EDECEKTİR.

Kendisini güçlü zanneden insan, tek bir virüse dahi yenik düşebilmektedir. Birkaç kanser hücresi bir araya gelip onu alt edebilmektedir. Kalp damarına ulaşan tek bir pıhtı, bir anda hayatına son verebilmektedir. İNSANIN, BUNLARA KARŞI KOYABİLECEK HİÇBİR GÜCÜ YOKTUR. KADERDE BELLİ OLAN BİR VAKİTTE, O VEYA BU ŞEKİLDE, MUTLAKA CANI ALINACAKTIR.

Bütün bunlar, insanlara duymak istemediklerini duyurmak, onları karamsarlığa sürüklemek için anlatılmaMAktadır. Tam aksine bunlar, gerçeğe çağrı içindir. İnsanın, dünya hayatının geçici bir yer olduğunu kabul etmesi, kendisi için GÜZEL BİR ŞEYDİR. Bu satırlarda anlatılanlara dikkat vermesi onun mutlaka LEHİNE olacaktır. Çünkü burada anlatılanlar, aslında insanların genelinin örtbas etmeye çalıştıkları ASIL GERÇEKLERDİR.

Bu dünyanın yaratılış amacı, İNSANIN DENENMESİDİR. Bu imtihanı layıkıyla geçebilenler, SONSUZ HAYATLARINDA ÖZLEM DUYDUKLARI HER ŞEYE KAVUŞACAKLARDIR.

CENNET, sonsuz gençliğin, sonsuz güzelliğin, sonsuz diriliğin, sonsuz mutluluğun, sonsuz ikramın yer aldığı, BİTMEYECEK, SONLANMAYACAK bir hayattır. İnsanların bir kısmının, cennetten hiç bahsetmeyip, dünya hayatı gibi eksiklerle dolu bir ortamı sonsuzlaştırma çabası, işte bu nedenle şaşkınlık uyandırıcıdır. İnsanın özlemini çektiği her şey zaten cennette mevcutken, bu sonsuz yurt, Allah tarafından en mükemmel tariflerle haber verilmişken, bunu kazanmak için sadece Allah’a sevgi ve samimiyet yeterliyken, her yönden acizliklerle dolu bir dünya için mücadele etmek şok edici bir durumdur.

İnsanlar, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, bu dünyayı kendileri için ölümsüz ve sonsuz bir yurt haline getiremeyeceklerdir. Ne kadar çabalarlarsa çabalasınlar, dünyaya ait acizliklerden, eksikliklerden kurtulamayacaklardır. Yine hastalıklar olacak, yine kazalar yaşanacak, yine doğal felaketler meydana gelecek, insanlar hırslarını terk etmedikleri için yine savaşlar olacak, yine ölümler yaşanacak, zorluklar asla bitmeyecektir.

Çünkü dünya, böyle bir yerdir. Zorluklarıyla, acizlikleriyle, çileleriyle var olmuştur. Çünkü dünyanın var oluş amacı İMTİHANDIR.

Hal böyleyken, dünyaya yönelik hırslarla bir ömür geçirmek, sadece, imtihanı boş yere tüketmek demektir. İnsanın, ahireti kazanmak için TEK İMKANI olan bu dünya hayatı, gerçekten ahiret amaçlanırsa güzelleşir. Aksi takdirde, bu savaş alanı içindeki mücadele gitgide zorlaşacak, ağırlaşacaktır.

Allah Var ve Sevgi İstiyor

Tüm kainatta, yerde ve gökteki delillerde ALLAH’IN HAKİMİYETİ vardır. Yeryüzünde Allah’ın varlığını görmek; O’nun güzelliğini, gücünü ve kudretini anlayabilmek çok kolaydır. Her yer, Allah’ın eserleriyle donatılmıştır ve bu eserler, Allah’ın, dilediğinde, MÜKEMMELLİĞİ, BENZERSİZLİĞİ, ESTETİĞİ, KUSURSUZLUĞU nasıl yaratabileceğini gözler önüne sermektedir.

Bunu anlamak için bir kuşun kanadına, bir DNA sarmalına, bir protein sentezine, bir yunusun sonar sistemine, kesintisiz olan atan kalbimize, bir arının peteğine, dünyanın asla yanılmayan yörüngesine, Samanyolu Galaksisine, bir tohumdan canlılığın yeşermesine ve bunun gibi sayısız HARİKAYA bakmak yeterlidir.

 

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın üstün vasıflarını en üstün tanımlarla, en güzel örneklerle tarif etmiş ve KORUNMUŞ olarak bize sunulmuştur.

Elbette bu, bir Kur’an-ı Kerim‘dir.

SAKLANMIŞ-KORUNMUŞ BİR KİTAP’TA (YAZILI)DIR. (Vakıa Suresi, 77-78)

Kur’an’a ve Allah’ın yarattıklarına baktığımızda, Allah’ın en çok istediği şeyin SEVGİ olduğu hemen anlaşılır.

İnsanlar, Kur’an dışı, hurafelere dayalı inanışların ve bu inancın temsilcilerinin yorumlarıyla, yanılgılarıyla, hurafeleriyle kafalarını çok karıştırmamalıdırlar. İnsanların esas almaları gereken şey, ALLAH’I SEVMELERİ, KUR’AN’I DAYANAK ALMALARI VE KENDİ VİCDANLARINI DİNLEMELERİDİR.

İNSANA HER AN, HER YERDE, EN YAKIN OLAN SADECE ALLAH’TIR ve insan, Allah ile yakın bir bağ kurarak, O’na sevgisini ifade ederek, samimiyetle Allah’a yönelerek güçlü bir imana sahip olur. Allah, insana, ŞAHDAMARINDAN DAHA YAKIN olduğunu ayetinde belirtmiştir:

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. BİZ ONA ŞAHDAMARINDAN DAHA YAKINIZ. (Kaf Suresi, 16)

İnsan;

Hiç kimsenin kendisine Allah’tan daha yakın olaMAyacağını bilerek,

Allah’ı kalpten severek,

Allah’ın yarattıklarını görüp, sevip, O’nu takdir ederek,

Allah’a, bu dünyaya ve ahirete yönelik algısını şekillendirebilir.

Zaten bu anlayışa eriştiğinde, dünyanın boş bir oyalanma mekanı olduğunu hemen anlayacak, her şeyi kusursuz yaratmaya kadir Yüce Allah’ın, HER ŞEYİ KUSURSUZ YARATTIĞI BİR CENNET MEKANININ MUTLAKA VAR OLDUĞUNU açıkça görecektir.

Bu, karmaşık bir konu DEĞİLDİR. Allah’ın eşsiz ve üstün Varlığını gösteren deliller APAÇIKTIR. Tek konu, insanların, kendi hırslarına uyup, bu gerçeği görmeye DİRENMEMELERİDİR.

Sonuç

Müvekkilin yukarıdaki açıklamalarını takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.19.09.2026

TAGGED:
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir