Dindar Gençlik Hedefi Güzel, Peki Dindar Gençlik Nasıl Yetişmeli?

By gundem
7 Min Read

ADNAN OKTAR’DAN DUYURUDUR

Son dönemde fon yolsuzluğu iddiaları kapsamında çeşitli isimler gündeme gelmiş, hatta AK Parti gençlik kollarından ve sağı temsil eden diğer kesimlerden bazı gençlerin tutuklandığına dair haberler yapılmıştır.

Bu durum, hükümetin uzun zamandır hedeflemiş olduğu “dindar gençlik” beklentisinin tekrar sorgulanmasına neden olmuş ve “hedeflenen dindar gençlik böyle mi olmalı?” sorusunu beraberinde getirmiştir.

Öncelikle hükümetin bir dindar gençlik hedeflemiş olması son derece doğru ve güzeldir. Ancak söz konusu soruşturmalarda ortaya çıkan tabloya ve özellikle son yıllarda gençler, hatta İmam Hatipliler arasında yaygınlaşan deizme yönelme oranına bakıldığında, bu hedefte başarıya ulaşılaMAdığı dikkat çekmektedir. Ülkemizde, dini eğitimden son derece uzak kalmış bir genç kesim zaten varken, dini eğitim alan ve sağ kesimin içinde yetişen gençler arasında bile dindarlık oranının AZALMASI, durumun vahamet içerdiğini göstermektedir.

İman;
Tarihi Savaşları Öğrenmekle, Mükemmel Arapça Bilmekle

Güçlenmez

Geçmiş dönemlerden beri belli kesimler tarafından dindar bir nesil hedeflenmiş ve bunun için hep aynı yol denenmişti. Gerek eğitmenler gerek cami hocaları gerekse bu hedefi belirleyen kişiler, gençlere, İslam’ın şartlarının, namaz surelerinin, Peygamberimizin hayatının ve o dönemde gerçekleşen savaşların anlatılmasını yeterli görmüş ve bunları öğrenen gençlerin mutlaka dindar olacağına inanmışlardı. Özellikle İmam Hatip liselerinde öğrencilerin Arapça öğrenmelerini, Kur’an’ın Arapçasını ezberlemelerini, hafız olmalarını, fıkıh kelam konularında yetkin olmalarını yeterli görmüş ve bu bilgilerin o çocukları dindar yapacağına inanmışlardı.

Müvekkilin her zaman belirttiği gibi, elbette Kur’an’ın dili olan Arapçanın öğrenilmesi, Kur’an’ın ezbere bilinmesi çok kıymetli ve güzel bir şeydir. ANCAK BU İLİMLERE SAHİP OLMAKLA, DİNDAR OLMAK ARASINDA ÇOK CİDDİ BİR FARK VARDIR.

Ülkemizde özellikle İmam Hatip Liselerinden ve üniversitelerde İlahiyat Fakültelerinden mezun olan pek çok kişi, hedeflenen bu dindar nesil için bir çözüm olMAmış, hatta bu okullarda okuyanların bir kısmı, KENDİ İMANLARINI SORGULAR HALE GELMİŞLERDİR. Bu, son zamanlarda basında sıklıkla göze çarpan bir gerçektir. Konuyla ilgili basında çıkan bazı haberler şöyledir:

Kaynak: https://haber.sol.org.tr/toplum/cubbeli-ahmet-imam-hatipler-ve-ilahiyat-fakultelerinden-ateist-ve-deistler-cikiyor-278590

Kaynak: https://www.diken.com.tr/ensar-arastirmasi-deizme-kayan-imam-hatipliler-ya-ateistler-hakliysa-diye-soruyor/

Kaynak: https://kisadalga.net/haber/gundem/fatih-erbakandan-akpye-imam-hatipli-gencler-deist-ateist-oluyor-111422

Buradan da anlaşılabileceği gibi, bu eğitim sistemi, öğrencilere teknik anlamda mükemmel bir eğitim verse de gerçek anlamda imani takviye veremeMEkte, hatta öğrencilerin bir kısmını DİNDARLIKTAN UZAKLAŞTIRMAKTADIR.

Dinin teknik olarak bilinmesi hiçbir zaman dindarlıkla eşdeğer bir husus olMAmıştır. Örneğin, özellikle yurt dışında, komünist görüşe sahip öğretim görevlileri bulunmaktadır. Bu kişiler, tamamen DİN KARŞITI bir görüşe sahip olmalarına rağmen İLAHİYAT FAKÜLTELERİNDE HOCALIK YAPMAKTA, kelam konusunda uzmanlık derecesine ulaşmaktadırlar. Arapçayı çok iyi bilmekte ve Kur’an’ın tümüne mükemmel şekilde hakim olmaktadırlar.

ANCAK İNANÇSIZDIRLAR. Çünkü bir konunun teknik detaylarını bilmekle, o konuyu kalpte yaşamak farklı şeylerdir. Bir insan, Kur’an’ın her detayına hakim olabilir ama dindar olmak bambaşka bir konudur.

Müvekkile göre;

Dindarlık Allah’ı tanımak, Allah’ı çok sevmek, Allah’ı tanımanın bir tezahürü olarak yaratılanı anlamak ve bu yaratılışa hayran olmaktır.

Dünya ve ahiret sırlarını kavrayabilmek ve Allah’tan başka hiçbir güç olmadığını açık ve net olarak görebilmektir.

Allah’ın gücünü kavrayabilmek, O’nun üstünlüğünü takdir edebilmektir.

İman, mükemmel Arapça bilmekle, geçmişte yaşanan savaşları öğrenmekle, namaz surelerini ezberlemekle elde edilecek bir şey DEĞİLDİR. İman, ALLAH’I TANIYARAK, ANLAYARAK, ÇOK SEVEREK elde edilecek bir üstünlüktür. Bunun için bilgiye değil; AKLA, VİCDANA VE SAMİMİYETE ihtiyaç vardır.

Dahası, müvekkile göre, geleneksel İslam anlayışı, zaten insanlara KORKUTUCU BİR DİN ANLAYIŞI sunmakta, ALLAH’I YANLIŞ TANITMAKTA, Allah’ın yarattığı güzellikleri sevdirmektense, yasakçılık, cezalandırma, kısıtlama, dayatma sunmakta ve korku dolu bir din öğretmektedir. Dolayısıyla bir kısım gençler, böyle bir dünyanın içine girmektense, İslam’dan uzaklaşma yolunu seçmektedirler. Allah sevgisini neredeyse hiç öğrenememektedirler.

Teknik Bilgi Öğretilebilir Ama
İmanın Kalplere Sevdirilmesi Ayrı Bir Konudur

Müvekkilin her zaman belirttiği gibi, insanlara her türlü bilgi öğretilebilir; ama imanın kalplere sevdirilmesi ayrı bir konudur. Gönülleri açmak, Allah sevgisini insanlara sevdirmek, imanın güzelliklerini göstererek kişinin imandan zevk almasını sağlamak, apayrı bir yetenektir. Dindar bir nesil, ancak bunlar sağlandığında oluşabilir.

İstisnasız herkes takdir edecektir ki, müvekkil Adnan Oktar bunu mükemmel şekilde gerçekleştiriyordu. Müvekkil; bu konudaki yeteneğini tüm Türkiye’ye göstermiş, pek çok gencin imanına vesile olmuş, ateist gençlerin canlı yayınlara katılmasını sağlayarak onlara yol göstermiş ve gençler arasında dindarlık oranı onun döneminde hiç olmadığı kadar yükselmiştir. İnsanlar, HANGİ GÖRÜŞTEN VE YAŞAM TARZINDAN OLURLARSA OLSUNLAR, DİNDAR YAŞAYABİLECEKLERİNİ müvekkilden öğrenmişlerdi.

“Bu halde dini yaşayamazsın” denilen, özellikle sahil kesimi temsil eden kişiler, her şartta ve koşulda DİNDAR OLABİLECEKLERİNİ, hurafe zihniyetinden uzak, son derece modern, özgürlükçü, sevgi dolu bir din yaşayabileceklerini anlamışlardı.

Gençler, müvekkilin canlı yayınlarda açıklamalar yaptığı dönemde, ALLAH’I ÇOK SEVEREK bir yaşam sürebileceklerini öğrenmişlerdi.

BU, MÜVEKKİLİN ÇOK AÇIK BİR BAŞARISIDIR. Müvekkil, bu başarıyı bugün de çok rahatlıkla elde edebilir. Önemli olan müvekkilin anlatımlarının önünün kesilmeMEsidir.

Dindar Bir Neslin Yetişmesini Geçmişte Müvekkil Sağlamıştır,
Şimdi de Sağlayabilir

Müvekkile göre, Kur’an’a dayalı İslam anlayışı, insanları çok yüksek bir kalitede tutar. Bu yüksek akıl ve kalitede bir insan, Allah’ın yüceliğini, büyüklüğünü, sevgisini ve nimetlerini çok iyi kavrayabilir.

İşte müvekkilin anlattığı Kur’an’a dayalı apaydınlık İslam anlayışı, asıl olarak insanlara ALLAH’I TANITMA VE SEVDİRME anlayışı üzerine kuruludur.

Allah’ı anlayan ve çok seven bir insan, zaten yüksek bir derinliğe ve imana sahip olur. Böyle bir kişinin imanının sarsılması hiçbir şartta mümkün değildir.

Dikkat edilebileceği gibi MÜVEKKİL, ŞU ANDA ÇÖZÜM BEKLEYEN PEK ÇOK KONUYA, GEÇMİŞTE EN AKILCI ÇÖZÜMLERİ GETİREBİLMİŞ ve BAŞARILAR ELDE ETMİŞ BİR KİŞİDİR. İşte bu nedenle, çözüm bekleyen bütün bu konularda, müvekkilin yol gösterici olarak her türlü yardıma hazır olduğu zaman zaman tarafımızca hatırlatılmaktadır. Müvekkilin cezaevinden çıkmak gibi bir şartı bulunmamakta; özellikle çözümsüz kalınan bu tarz hayati konularda, kendisiyle görüşecek belirli kişiler vesilesiyle, kendisinin danışmanlığına başvurulabileceği hatırlatılmaktadır.

Ayrıca yine önemle belirtmek gerekir ki, müvekkilin konuk olduğu canlı yayınların devam ettiği dönemde pek çok gencin imanına vesile olan kitaplar ve internet yayınları şu anda erişilemez durumdadır. BU ESERLERE ERİŞİMİN İVEDİLİKLE SAĞLANMASI büyük önem taşımaktadır. Bu eserler, ALLAH’IN ANLATILDIĞI, ALLAH’IN ÖVÜLDÜĞÜ, ALLAH’IN YARATTIĞI HARİKALARIN TANITILDIĞI, SAMİMİYETLE İMANA YÖNELTEN EŞSİZ KAYNAKLARDIR. Bu eserlerin gençlerden uzak kalıyor olması, çok ciddi bir kayıptır. Allah’ı tanıtan bu hayırlı eserlerin erişilemez hale getirilmesinin vebalinin olabileceği de unutulmamalıdır.

Bu hususları takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.07.10.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir