İmamoğlu Davası Gibi: Adnan Oktar Davasında da Müştekilerin Katılma Talepleri Alınmadı

By gundem
6 Min Read

ADNAN OKTAR DAVASINDA, TIPKI İMAMOĞLU DAVASINDAKİ GİBİ, MÜŞTEKİLERİN KATILMA TALEPLERİ ALINMADAN DURUŞMAYA BAŞLANMIŞ VE DEVAM EDİLMİŞTİR

CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel
ve
Adalet Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Gökçe Gökçen
Dikkatlerine
 

KONU : İBB Davasında yargılamaya başlanırken, aynı Adnan Oktar Davasında olduğu gibi müştekilerin katılma talepleri olup olmadığı sorulmamış, davaya katılma talepleri alınmadan ve değerlendirilmeden duruşmalara devam edilmiş, CMK 238. maddesine aykırı kovuşturma yürütülmüştür.

AÇIKLAMALAR:

Malumunuz üzere, Adnan Oktar Davası ile İBB Davasının sorgu aşamalarındaki benzer hukuk ihlallerinin ikincisinden bahsettiğimiz bir önceki yazımızda CMK 191. maddesine aykırı kovuşturma yürütülmesine vurgu yapmıştık. Bu yazımızda ise her 2 davada da CMK 238. maddesine aykırı şekilde, yani katılma talepleri alınmadan sorgu aşamasına geçildiği konusunu bilginize arz edeceğiz.

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, CHP yönetimi ve yetkililerinin Adnan Oktar Davası dosyasını detaylıca incelemesi bundan sonra yaşayacakları süreci anlamaları açısından kanaatimizce yol gösterici olacaktır. Zira bugün İmamoğlu davasında yaşananlar, 2018’den bu yana tek tek ve daha fazlasıyla Adnan Oktar Davasında yaşanmıştır. Bugün bazı kimselerin “bu da olmaz, bu kadarı yapılamaz” şeklinde yorumladıkları hukuksuzların hepsi Adnan Oktar Davası sanıkları ve müdafileri tarafından tecrübe edilmiştir. Görülen o ki, İBB davası sanıkları ve müdafileri ve ayrıca benzer başka siyasi davaların sanıkları ve müdafileri tarafından da tecrübe edilecektir.

İBB Davasının iddianamesinde müşteki olarak adı geçen şahısların davaya katılma talepleri alınmaksızın, dolayısıyla bu konuda bir değerlendirme de yapılmaksızın avukatlarına katılan hakları tanınmıştır. Bu durum savunma tarafında eleştirilere yol açmıştır:

(https://t24.com.tr/gundem/canli-blog-ibb-davasi-basliyor-imamoglu-dahil-402-kisi-hkim-karsisina-cikacak-cezaevi-cevresinde-eylemler-yasaklandi-genis-guvenlik-onlemleri-alindi,1305582)

Aynı hukuka aykırı uygulama şekli Adnan Oktar Davasında da gözlemlenmiştir. 17.09.2019 tarihinde başlayan Adnan Oktar Davası’nın daha ilk celsesinde müştekilerin davaya katılma konusu gündeme gelmiş, katılma talepleri ile ilgili işlemler tamamlanmadan sorgu aşamasına geçilmemesi gerektiği vurgulanmıştır:

Ancak mahkeme heyeti burada keyfi bir şekilde hareket ederek, katılma konusuyla ilgili hiçbir işlem yapmamış ve sorgu aşamasına geçmiştir.

03.10.2019 tarihli duruşmada sanık Kartal iş, müşteki vekillerinin soru sorma hakların kötüye kullandıklarını, artık mahkemenin öncelikle katılma hususunda bir karar vermesi gerektiğini tekrar gündeme getirmiştir. Bu konuda adım atılmazsa sadece TCK m.102 ve m.103 uyarınca hakkındaki iddialara yönelik soruları kabul edeceğini, TCK 220. maddesinin tehlike suçu olduğundan katılmanın mümkün olmadığını belirtmiştir.

Bu tarihe kadar iddianamede adı geçen 98 müştekiden sadece 19 müşteki ve bunların haricinde sadece 6 etkin pişman-sanık bakımından yazılı olarak katılma talebinde bulunulmuş ancak bu dilekçelerde de taleplerin gerekçelerine dair yeterli izahatlar yapılmamıştır. Ayrıca 3 müşteki ise zaten şikayetçi olmadıklarını ve katılma talebinde bulunmadıklarını açıkça belirtmiştir. Bu aşamada bir kısım müştekiler vekili Av. Ali Tizik söz almış, davaya katılma talepleri konusunda bir karar verilmesi gerektiğini hatırlatmış ve böylelikle duruşma aşağıdaki konuşmalara sahne olmuştur: 

Bilindiği üzere, CMK’nın katılma usulleri başlıklı 238. maddesi şu şekildedir:

Madde 238 – (1) Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun duruşma tutanağına geçirilmesi suretiyle olur. (2) Duruşma sırasında şikâyeti belirten ifade üzerine, suçtan zarar görenden davaya katılmak isteyip istemediği sorulur. (3) Cumhuriyet savcısının, sanık ve varsa müdafiinin dinlenmesinden sonra davaya katılma isteminin uygun olup olmadığına karar verilir.

Bu konuşmaların ardından Cumhuriyet Savcısı Caner Babaloğlu süre alıp değerlendirme yapmaksızın hemen mütalaasını sunmuş, iddianamede müşteki olarak gösterilen ve aynı zamanda dosyaya dilekçe sunan herkesin katılan, vekillerinin ise katılan vekili olarak davaya kabulünün gerektiği yönünde görüş bildirmiştir:

Mütalaanın üzerine Mahkeme Heyeti 15 dakika ara vermiş ve sonrasında sanık müdafilerine katılma hususunda söz vermiştir. Duruşmada hazır bulunan sanık müdafileri bu hususta, TCK m.220 bakımından katılma talebinin usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca müştekilerin pek çoğunun ifadelerde suç örgütü olmakla itham edilen yapıya yıllarca bağlı kaldıkları, bu kişilerin de sanık sıfatı almaları gerektiği yönündeki görüşlerini ve taleplerini mahkeme heyetine iletmişlerdir. Hangi katılanın hangi suç isnadı bakımından katılma talebinde bulunduğunun netleştirilerek değerlendirmeye alınmasını talep etmişlerdir.

Sanık müdafilerince yapılan bu taleplerin ardından MAHKEME HEYETİ USULEN DAHİ OLSA BİR ARA VERMEYE VE HEYET OLARAK MÜZAKEREYE ETMEYE DAHİ GEREK DUYMADAN ALELACELE BİR ŞEKİLDE sanık müdafilerinin taleplerinin reddine karar vererek hukuka aykırı şekilde tüm müştekileri topluca katılan olarak kabul etmiş ve yargılamaya bu şekilde devam etmiştir. Bu şekilde CMK’nın 238. maddesi açıkça ihlal edilmiştir.

Adnan Oktar Davası’nda yaşanan bu ve benzeri kanuna ve hukuka aykırı uygulamalar, Türkiye’deki siyasi davalarda TCK’nın ve CMK’nın büyük oranda uygulamadan kalktığının işareti olmuştur. Adnan Oktar Davası’nda yapıldığı zaman alkışlanan ve desteklenen hukuksuz yargılama anlayışının Türkiye’yi ne hale getirdiği, toplumumuza ne kadar zarar verdiği günümüzde yaşanan olaylardan açıkça anlaşılmaktadır.

Hukuk insanların inancına, yaşam tarzına, siyasi görüşüne göre farklılık gösteren bir kavram olmamalıdır. Kendinden olmayan hukuksuzluklarla ezilmeye çalışıldığında bundan sevinç duyanların destekledikleri sistem bir gün kendilerini ve sevdiklerini de mağdur etmektedir. Müvekkil mahkemelerdeki beyanları da dahil olmak üzere uzun yıllardır bu tehlikeye dikkat çekmektedir. Cesaret, metanet, vicdan ve iradeyle hukuktan yana tavır alındığında toplumun huzuru önündeki en önemli engel de ortadan kalkacaktır.

Tüm bu açıklamaları vekaleten bilgilerinize arz ederiz. 17.03.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir