ADNAN OKTAR DAVASINDA DA, İMAMOĞLU DAVASINDA OLDUĞU GİBİ DURUŞMA KİMLİK TESPİTİ YAPILMADAN BAŞLAMIŞTIR
CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel
ve
Adalet Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Gökçe Gökçen
Dikkatlerine
KONU : İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan İBB Davasında olduğu gibi Adnan Oktar Davasında da hukuka aykırı şekilde kimlik tespiti yapılmadan yargılamaya başlanmış, CMK 191. maddesine aykırı kovuşturma yürütülmüştür. Yapılan yüzlerce hukuksuzluktan biri olan bu ve benzeri uygulamalara konu müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları olduğunda sessiz kalındığı için şimdi hukuksuzluk tüm ülkeyi kapsayan dev bir kabusa dönüşmüştür.
AÇIKLAMALAR:
Malumunuz üzere, Adnan Oktar Davası ile İBB Davasının sorgu aşamalarındaki benzerliklerin birincisinden bahsettiğimiz önceki yazımızda her iki davaya bakan mahkeme heyetlerinin doğal hakim ilkesine aykırı şekilde görevlendirilmiş hakimlerden oluşturulduğunu arz etmiştik. Bu yazıda ise her 2 davada da ‘CMK 191. maddesine göre muhakkak yapılması gereken kimlik tespit işleminin’ itirazlara rağmen yapılmadan duruşmalara başlanmasına yer vereceğiz.
İBB Davasının başlamasıyla birlikte hukuk ihlalleri kamuoyunda yaygın bir şekilde tartışılmış, bazı kesimler ise bu tip ihlalleri sanki ilk defa duymuş gibi hayret içinde eleştirilerde bulunmuştur. Bu hukuksuzluklardan biri de sorgu aşamasına geçilmeden önce yerine getirilmesi gereken ‘KİMLİK TESPİT İŞLEMİNİN YAPILMAMASI’ hakkındadır. Konuyla ilgili eleştiri ve tespitlerden bazıları şöyledir:
(https://x.com/TurgayBilge/status/2031058469080404146)
(https://x.com/ceylanseverr/status/2031323996269039828)
Burada sadece iki örneğini verdiğimiz eleştiriler sosyal medya ve basında çok daha geniş yer almıştır. Bunlar haklı ve yerinde eleştirilerdir.
Öte yandan, İBB Davasının daha başlangıcında CMK 191. maddesinin ihlalini ciddi hukuksuzluk olarak gündeme getiren bazı kimselerin geçmişte Adnan Oktar Davasında aynı ihlale sessiz kalmış olmaları, bugün “hak ve hukuk savunuculuğu” üstlenmiş olan bazı sol görüşlü gazetecilerin ise göz göre göre bu ve diğer tüm hukuksuzlukları desteklemiş olmaları dikkat çekicidir. Hatta aynı çevreler, CMK 191. dışında bu davanın emsali sayılabilecek Adnan Oktar Davasındaki çok daha vahim ve ciddi hukuksuzlukları da görmezden gelmişlerdir.
ADNAN OKTAR DAVASINDA CMK 191. MADDESİNE AYKIRI KOVUŞTURMA YÜRÜTÜLMÜŞTÜR
Davanın 17.09.2019 tarihli ilk celsesinde, duruşma salonunda yer alan sanık, tanık ve müştekilerin kimlik tespitleri YAPILMAMIŞ, iddianamede müşteki olarak yer alan şahısların katılma talepleri alınmamış ve CMK 201’e aykırı bir şekilde doğrudan sanıkların sorgu işlemlerine başlanmıştır.
Dahası duruşma zaptına ‘katılan vekilleri’ sanık müdafii olarak yazılmış, gerçeğe aykırı olarak –kimlik tespitlerinin tamamı yapıldı– diye gösterilmiş, yine GERÇEĞE AYKIRI OLARAK sanıklara haklarının hatırlatıldığı ve sanıkların “avukatım hazır, savunma yapmaya hazırım” dedikleri (böyle bir şey yaşanmamış olmasına rağmen) yazılmıştır.
Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda duruşmanın başlangıcında yapılması gereken işlemler ve tüm kovuşturma uygulamaları açıkça belirtilmiştir. Buna göre; CMK Madde 191/1: “Sanığın ve müdafinin hazır bulunup bulunmadığı, çağrılmış tanık ve bilirkişilerin gelip gelmedikleri saptanarak duruşmaya başlanır… Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın başladığını, iddianamenin kabulü kararını okuyarak açıklar.” CMK Madde 191/3:”Duruşmada, sırasıyla; a) Sanığın açık kimliği saptanır, kişisel ve ekonomik durumu hakkında kendisinden bilgi alınır.”
İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine kayıtlı 2019/313 E. sayılı dosyadaki 17.09.2019 tarihli duruşmanın 1. celsesine ait tutanaklarda, defalarca itiraz edildiği halde kimlik kontrolünün yapılmamasıyla ilgili mahkeme başkanı Galip Mehmet Perk ile sanık avukatları arasında gerçekleşen konuşmalara bir örnek şöyledir:
Davanın ilerleyen aşamalarında yaşananlar da kanun maddeleri, içtihatlar, somut deliller, bilimsel mütalaalar ve tanık beyanlarının hiçbiri dikkate alınmadan bir yargılama yapıldığını ortaya koymuş, hatta hükmün daha soruşturma aşamasında zaten belirlenmiş olduğu kanaatini oluşturmuştur.
Mahkeme heyeti kovuşturma boyunca kendince boş yere vakit alacak ve külfet gibi gördüğü usuli işlemlerle vakit kaybetmeyip -yani hukuku hiçe sayıp- sonucu zaten belli olan yargılamayı alelacele tamamlama psikolojisinde olmuştur.
Ülkemizde Adnan Oktar Davasında görülen ağır hukuk ihlallerine sessiz kalındığı için sonraki davalarda benzer şekilde uygulanmaya devam edilmiş, bu yönüyle Adnan Oktar davası ağır hukuk ihlallerinin normalleştirildiği sürecin miladı olmuştur. Nitekim Adnan Oktar davasının yargılama sürecinden önce, her ne kadar zaman zaman aksaklıklar yaşansa da yargı kurumları hukuka dayalı iken, Adnan Oktar davasıyla başlayan süreçle birlikte yargıya güvenin Cumhuriyet tarihindeki en düşük seviyeye indiği bir dönem başlamıştır. Türkiye’de artık git gide yaygınlaşan, çok sayıda insanı mağdur eden, bu nedenle de eleştirilen hukuksuzlukların ilk mağdurları müvekkil ve arkadaşları olmuştur.
Halkın adalete ve yargıya güveninin bu derece sarsılması kuşkusuz toplumsal huzur ve düzeni doğrudan hedef alan bir tehlikedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde hukuksuzlukları destekleyenlerin bir kısmının da bilgisizlik veya cehaletten değil bilinçli olarak bir kamuoyu yönlendirme planının parçası oldukları görülmektedir. Yapılan bir uygulamanın hukuka aykırı olduğunu bildiği halde coşkuyla destekleyenler sadece o an için kendilerine telkin edileni savunmakla kalmamakta, gelecekte tüm ülkeyi kıskacına alacak bir hukuksuzluk felaketine katkıda bulunmaktadırlar.
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları 8 yıldır, ilk günden bu yana, sadece kanunların uygulanmasını talep etmişler, hukukun sınırları içinde yargılama yapılmasını istemişlerdir. Bunu yalnız kendi gelecekleri için değil ülkenin bekası için önemli görmüşlerdir.
Müvekkil, başta Sayın CHP yöneticileri ve partililer olmak üzere, tüm kesimlerin de aynı duyarlılıkla hukuksuzluklara karşı durduğunu düşünmektedir.
Şu hususun da dikkatle değerlendirilmesi gerekir: 2018 yılındaki operasyondan bu yana müvekkil ve arkadaşlarının yaşadıkları tüm hukuksuzluklar sırayla şimdi İmamoğlu davasında yaşanmaktadır, bundan sonrasında da benzer süreçler yaşanacaktır. Başka davalarda da aynı konular gündem olacaktır. Şu an haklı olarak hukuksuzluklara tepki gösterenlerin bu konudaki duyarlılıkları güzeldir. Bu tepkinin etkili olabilmesinin tek yolu ise adalet, hukuk, eşitlik, sevgi ve iyiliği savunanların ittifak etmesi, herkesin kendisi için istediğini kendisi gibi düşünmeyen içinde istediği bir anlayışın yaygınlaşmasıdır. CHP yetkililerinin mevcut durumu, ülkemize bu güzel anlayışın yerleşmesine öncü olmak için bir fırsat ve imkan olarak görüp elinden geleni yapacaklarına müvekkilin güveni tamdır.
Tüm bu açıklamaları vekaleten bilgilerinize arz ederiz. 17.03.2026