MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSUDUR
Müvekkil Adnan Oktar, ortada somut delili bulunmayan, geçmişe dayalı husumetleri olmaları sebebiyle şikayetçi olmuş veya ömür boyu hapsedilme tehdidiyle şikayetçi yapılmış kişilerin soyut beyanlarıyla itham edilmiş ve yargılanmıştır. Ayrıca, dosyaya çeşitli baskı ve dayatmalarla ‘etkin pişman’ adı altında ifade vermeye zorlanan şahıslar da dahil edilmiştir. Bu yolla, güya müvekkilin arkadaş çevresi içinde yer almış ve sözde iddialara tanıklık eden kişiler olduğu ve bunların da ilk ağızdan ithamları destekleyici itiraflarda bulundukları yönünde suni bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Oysa gerçekte müvekkilin arkadaş grubunda bulunan ve hapsedilerek etkin pişmanlığa yani “iftiracılığa” başvurmaya mecbur edilen kişilerin önüne iki seçenek konulmuştur:
- Ya dürüst davranarak gerçekleşmemiş eylemleri kabullenmeyecek ancak bunun karşılığında, haksız şekilde tüm mal varlıklarına, yıllarca emeklerle bir yere getirdikleri şirketlerine el konulacak, basın yoluyla itibar suikastine uğratılacak ve daha önemlisi ömür boyu hapis yatacaklar;
- Ya da önlerine getirilen hayali senaryolara boyun eğecek, olmamış eylemleri kabullenerek kendilerini her ne pahasına olursa olsun cezaevinden kurtaracaklar.
Müvekkil Adnan Oktar, insanların haksız ve hukuksuz şekilde ‘iftiracılığa’ mecbur bırakılmalarının hiçbir şekilde vicdani ve ahlaki olmadığını pek çok defa çeşitli vesilelerle dile getirmiştir. Ancak müvekkil ve arkadaşlarının 2018 yılından bu yana maruz kaldıkları ağır haksızlık ve hukuksuzluklar medyanın büyük kesiminde görmezden gelinmiş, hatta bazı kişiler yapılan hukuksuzlukları büyük bir mutlulukla sanki bir zafer kazanılmış gibi dile getirip durmuştur. Bununla da yetinilmemiş tv programlarında, sosyal medya ve gazete köşelerinde husumetli müştekilere, etkin pişmanlara ve onların iftiralarına sık sık yer verilerek hayali senaryoları dile getirmelerine müsaade edilmiştir.
Ancak son bir yılda, bu kişilerin ve yayın kuruluşlarının tavırlarında ani bir değişim görülmektedir. 2018 bu yana müvekkil ve arkadaşlarının maruz bırakıldığı hukuksuzluklara ses çıkarmayıp, adeta çanak tutanlar aynı hukuksuzların benzeri Sayın Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarına yönelik olduğunda bir anda hukuku ve adaleti hatırlayarak “masumiyet karinesinin çiğnenmesi“, “yargının bağımsızlığı”, “savunma hakkının ihlali”, “etkin pişmanlıktaki çarpıklık” gibi konularda adeta ‘eleştiri bombardımanı’ başlatmışlardır.
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının 2018 yılından bu yana maruz kaldıkları hukuksuzlukları sadece hatırlatma amaçlı birkaç başlıkla sıralamamız gerekirse;
Milletvekilleri, akademisyenler, gazeteciler, program yapımcıları, hukukçular ve halkın bir kesimi;
- Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarını cezalandırmak için kasıtlı olarak ve istinasız şekilde yaşadıkları, ailelerinin, avukatlarının bulunduğu şehirlerden alınıp ülkenin en uzak cezaevlerine gönderildiklerinde, SEVİNÇ İÇİNDE BUNU HABER YAPANLAR, İBB Dosyası kapsamında yargılanan Sayın Mehmet Murat Çalık İzmir’e, Sayın İpek Elif Atayman Afyon’a nakledildiğinde BUNU “BÜYÜK HAKSIZLIK” OLARAK DEĞERLENDİRMİŞLERDİR.
- Müvekkil Adnan Oktar’ın canlı yayın programlarının bulunduğu web siteleri kapatılırken, yazdığı imani kitaplar yasaklanır hatta imha kararı verilirken, müvekkil hakkında sosyal medyada paylaşım dahi yapmak, hukuksuzlukları dile getirmek engellenirken hatta bu konuda video çekenler, paylaşım yapanlar tutuklanıp cezaevine gönderilirken, bu uygulamalara DESTEK VERENLER, Sayın İmamoğlu’nun İBB’ye ait panolardaki afişleri, reklam alanlarındaki görüntüleri yasaklandığında BUNUN ’HUKUKA AYKIRI” OLDUĞUNU DİLE GETİRMİŞLERDİR.
- Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına hukuki destek verebilecek tüm yakın avukatları tutuklanır, bazıları hakkında da mesnetsiz ithamlarla davalar açılırken BUNDAN MUTLULUK DUYMUŞ, ama İBB Dosyası kapsamında Murat Ongun’un avukatı Serkan Günel ve Emrah Bağdatlı’nın avukatı Kazım Yiğit Akalın gözaltına alındığında, Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan tutuklandığında, Mehmet Pehlivan’ın avukatı Sayın Yiğit Gökçehan Koçoğlu gözaltına alındığında TÜM BUNLARIN HUKUKSUZLUK OLDUĞUNU HATIRLAMIŞLARDIR..
- Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yönelik yargılama için, iddianamenin kabulünden sonra SADECE BU DAVA İÇİN özel hakim heyeti oluşturulup hukuksuzluklarla dolu bir yargılama yürütülürken, binlerce yıllık haksız cezalara hükmeden heyet henüz gerekçeli kararını bile yazmadan dağıtılırken, bu haksız cezaların neredeyse tamamını usul ve yasaya aykırı bulan ve beraat ya da davanın düşmesi kararı verilmesi gerekir diyen Bölge Adliye Mahkemesi heyeti üyeleri organize şekilde linçlenir ve haklarında hayali isnatlarla suçlamalar yapılıp tenzili rütbe ile görevlerinden alınarak, ceza davasıyla yargılamaları yapılırken adeta ‘ BRAVO DEYİP ALKIŞLAYANLAR’,
- Sayın İmamoğlu’nun İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı iken sayın Akın Gürlek’e tehdit ve hakaret ettiği isnadıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen kovuşturmada, İmamoğlu’nun tüm suçlamalardan beraat etmesi gerektiği yönünde görüş bildiren üye hakim bu görevinden alınarak tenzili rütbe ile başka mahkemeye yollandığında; Sayın İmamoğlu’nun diplomasının iptaline karşı açılan davaya bakan ve İstanbul Üniversitesi’nden “açık hata”nın ne olduğunu soran İstanbul 5. İdare Mahkemesi Başkanı ve üye hakim bu görevlerinden alınarak İstanbul Bölge İdare Mahkemesi üyeliğine atandığında; İmamoğlu hakkında Büyükçekmece Adliyesi’nde görülen ihale davasında, 4 kez üst üste mütalaa vermeyi reddeden savcıyı uyaran Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Diyarbakır’a tayin edildiğinde; Sayın İmamoğlu’nun “ahmak” sözü ile ilgili görülen davada ceza vermeyi reddeden Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Samsun’a tayin edildiğinde BU ATAMALARA “YARGIYA BASKI VE GÖZDAĞI” DİYEREK İSYAN ETMİŞLERDİR.
MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN 07.02.2025 TARİHLİ 30. AĞIR CEZA MAHKEMESİNDEKİ İFADESİ
- Şu an, bir hukuksuzluk dehşeti, gittikçe şiddetlenerek Türkiye’de dozunu artırıyor. Daha da artıracak. Hâlbuki ben ilk başta, beni ilk tutukladıklarında dedim. Hatta, Halk TV’de ince sesli bir çocuk var, ismini vermek istemiyorum. Benim tutuklanmamda deliye dönmüştü heyecandan. Müthiş heyecanlanmıştı. Acayip iddiaları var, ama hiç delil vermiyor bütün iddialarda. Sistem kapısına dayanınca dehşete kapıldı. Halbuki demiştim, “bak siz benimle ilgili hukuksuzluğu kutsuyorsunuz. Kutsal gösteriyorsunuz. Doğruyu göstermiyorsunuz. Adaletsizliği tasdik ediyorsunuz. Bu sizin kapınıza dayanacak” dedim. 7 yıl önce söyledim. Ve aynen dediğim gibi şu an kapılarına dayandı. Tam anlamıyla bir dehşet yaşanıyor. Bir belediye başkanı geçenlerde söyledi. “Bu gittikçe zemine yayılacak, herkese yayılacak” dedi. Hakikaten gittikçe yayılmaya başladı. Dolayısıyla bunun farkında olmayan hiç kimse yok.
- Ama şu an, bir hukuksuzluk dehşeti, gittikçe şiddetlenerek Türkiye’de dozunu artırıyor. Daha da artıracak.
- Bir de solun çok büyük hatası sadece kendi arkadaşı olsa, solcu olsa savunuyorlar. Sağcıyı savunmuyorlar. Sağcıların onları savunduğu oluyor. Ama onlar sağcıyı savunmuyorlar. Yani birine adalet yapılmasını savunmak için ilk şartları solcu olması. Bu çok acı bir şey. Eğer samimiyseler, hem solu hem sağı savunsunlar, o zaman insanlar onlara inanır.
Dediğimiz gibi, bu örnekleri daha onlarca maddede çoğaltmamız mümkündür. Müvekkil Adnan Oktar kendisinin ve arkadaşlarının yaşadığı hukuksuzlukları dile getirirken bunlara göz yumulduğu takdirde başka vatandaşlarımızın da başına gelebileceğini hep dile getirmiştir.
Müvekkil bunları anlattığında ciddiye almayan, sırf ideolojik sebeplerle göz yuman çevreler, şimdi yana yakıla “hukuksuzluk yapılıyor” ya da “adalet yok” şeklinde yakarışlarla gecesini gündüzüne katmaktadır.
Son olarak yaşanan bir olay, tüm bu anlattıklarımızı bir kere daha teyid etmiştir. Son dönemde Devletimizin uyuşturucu ile etkin mücadele kapsamında yürüttüğü yoğun faaliyetler neticesinde, uyuşturucu işine karıştığı iddia edilen pek çok isim gözaltına alınmıştır. Bunların arasında bazı sanatçılar, sosyal medya fenomenleri ve tanınan iş insanları da yer almıştır. Bu gözaltılar sırasında Yasmin isimli bir kadın etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini beyan etmiş, ifadesinde Sayın Dilek İmamoğlu’nun erkek kardeşi Sayın Ali Kaya’nın kendisine uyuşturucu verdiğini ve sık sık da uyuşturucu kullandığını iddia etmiştir. Bu ifadeye binaen Sayın Ali Kaya tutuklanmış ve Adli Tıp Kurumu’na sevk edilerek uyuşturucu testinden geçirilmiştir.
https://www.youtube.com/watch?v=5XCtRaMkCfM
Bu testin sonucu 23.02.2026 tarihinde kamuoyuyla paylaşılmış ve testin sonucunun “negatif” çıktığı duyurulmuştur. Durum böyle olunca, müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında gerçek dışı beyan verdikleri ispatlanmış “iftiracılar” için tek kelime dahi etmeyen basın mensupları, bir anda sayın Dilek İmamoğlu’nun kardeşi Sayın Ali Kaya’ya yapılan uygulamanın ne kadar haksız, hukuksuz olduğunu dile getirmiş ve hatta bu şekilde gerçeğe aykırı beyanlar vererek kendilerini yargılamadan kurtarmaya çalışan iftiracılara yargı yolunun açılması gerektiğini beyan etmişlerdir. Elbette bu tespitleri doğru ve yerinde bir tespittir. Yanlış ve vicdana uygun olmayan ise müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları birebir aynı hukuksuzlukla karşı karşıya kaldığında durumu olağan görmektir.
Gazeteciler Hilal Köylü, Özlem Gürses, Şule Aydın ve Barış Pehlivan 23.02.2026 tarihli Youtube yayınlarında bu konuda eleştirilerini dile getirmişlerdir. Gerek bu gazeteciler, gerekse pek çok meslekdaşı da İBB Dosyasının gündeme girdiği son 1 yıllık süreçte aralıksız olarak etkin pişmanlık müessesesinin istismar edildiğini, sadece soyut beyanlarla sansasyonel iftiralar sıralayarak kişilerin kendilerini cezaevinden kurtarmaya çalıştığını anlatmıştır. Şimdi bu kesim, insanların hepsinin itibarlarının zedelendiğini, masumiyet karinesi diye bir şeyin artık ortadan kalktığını, çok zor bir süreçte çok ince bir çizgi üzerinde ilerlendiğini, yerle bir edilen kişilik haklarının geri getirilmesinin ne kadar zor olacağını paylaşmaktadır.
Son dönemde meydana gelen hukuksuzluklara değinen diğer bir gazeteci de Sayın Nevşin Mengü olmuştur. Sayın Nevşin Mengü 23.02.2026 tarihli yayınında Ali Kaya’nın yaşadıklarından yola çıkarak, «SUÇTAN KURTULMAK İÇİN İFTİRA ATANLARIN» SUÇ İŞLEDİKLERİ VE YARGILANMALARI GEREKTİĞİNİ şu şekilde dile getirmiştir:

Nevşin Mengü: Suçtan kurtulmak için birisine iftira atmak da bir suç tabii. Bununla ilgili de ayrı dosya açılması gerekir…. Bütün duruşma bunun üzerine kuruluyor tamam mı, bütün dosya bunun üzerine kuruluyor. E sonra ama adamlar beraat edince, bu sefer ne oldu bu itirafçılara gizli tanıklara dendi ki, “bir dakika gel bakalım, sen yalan beyan vermişsin, sen mahkemeyi şaşırtmaya çalışmışsın, sen devletin polisini savcısını şaşırtmaya çalışmışsın” deyip onlar hakkında dava açıldı. Şimdi o zaman burada bu kadın hakkında da dava açılması gerekir.
Nevşin Mengü Hanım iftira atanın, iftirası ispatlandığında hukuki karşılığını alması gerektiğini söyleyerek, son derece doğru ve önemli bir konuya dikkat çekmektedir. Nitekim müvekkil Adnan Oktar’ın yargılandığı davada bu durumun benzerleri yaşanmıştır.
ADNAN OKTAR DAVASINDA YALAN BEYANLA İFTİRA ATTIĞI İSPATLANAN ETKİN PİŞMAN, İSTİNAF’IN «ETKİN PİŞMAN SANIK KENDİNİ KURTARABİLMEK İÇİN YALAN SÖYLEYEBİLİR» KARARIYLA ADETA ÖDÜLLENDİRİLMİŞTİR. DAHASI BU KARAR BUNDAN SONRAKİ ETKİN PİŞMANLARIN DA DİLEDİKLERİ GİBİ YALAN SÖYLEYEBİLMELERİNİN ÖNÜNÜ AÇMIŞTIR. İSTİNAF’IN BU KARARIYLA ETKİN PİŞMANLAR İÇİN İFTİRA ATMANIN HUKUKİ BİR YAPTIRIMI ORTADAN KALDIRILMIŞTIR.
İstanbul 30 Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dosyada bir etkin pişman sanık bir noter evrakındaki imzanın kendisine ait olmadığını, sanıklardan birinin kendisinin yerine imza attığını öne sürmüştür. El yazılarının bilirkişi tarafından incelenmesiyle imzanın etkin pişmana ait olduğu ispatlanmış ve açılan iftira davasında Mahkeme 2022/263 E. sayılı dosyada iftiracı şahıs hakkında mahkumiyet kararına hükmetmiştir. Ancak bu karar, istinaf yolunda akıl almaz bir gerekçeyle bozulmuştur.
Bozma kararında “SANIĞIN ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİ ÇERÇEVESİNDE VERDİĞİ BEYANLARININ YETKİLİ MERCİE İHBAR VEYA ŞİKAYET OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİNDEN SANIĞIN EYLEMİNİN İFTİRA SUÇU OLARAK NİTELENDİRİLMESİNİN MÜMKÜN BULUNMADIĞI…” denilerek sanığın mahkeme huzurunda alenen gerçek dışı beyan vermesi ve bu beyanıyla bir kişiyi mağdur etmesi yani hukuken ‘kasıtlı olarak yalan beyanda bulunma ve iftira atma suçunu işlemesi’ tamamen yok sayılmış, hatta meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.
BU BOZMA KARARI, ETKİN PİŞMANLIK MÜESSESİNİN, ADALET VE HAKKANİYETE AYKIRI, TEMEL İNSANİ VE VİCDANİ DOĞRULARLA ÇELİŞEN SON DERECE TEHLİKELİ VE KEYFİ HALE GELDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN YARGILANDIĞI DAVADA, SAYISIZ HUKUK İHLALİNİN YANI SIRA BÖYLE BİR KARAR VERİLMİŞ OLMASI, YANİ SOMUT DELİLLERLE YALAN SÖYLEDİĞİ İSPATLANMIŞ BİR KİŞİNİN SADECE “ETKİN PİŞMANLIĞA BAŞVURMUŞ” OLMASI SEBEBİYLE İFTİRA ATMASINDA HİÇBİR SAKINCA GÖRÜLMEMESİ TARİHTE GÖRÜLMEMİŞ BİR HUKUK FACİASIDIR.
SONUÇ OLARAK;
Şu anda ülkemizde yapılan tüm kamuoyu araştırmaları ve anketlerde yargıya güven çok dramatik şekilde aşağıya inmiştir ve inmeye de devam etmektedir. İftiralarla ve suni suç hikayeleri yazılarak kişilerin kendilerini kurtarmaya yönelik çirkin gayretleri, ne yazık ki yeni ortaya çıkmış değildir.
Müvekkil Adnan Oktar bizzat kendi davasında bunu yaşamış ve toplumu yaklaşık 8 yıldır bu tehlikeye karşı uyarmıştır. Ancak bu uyarılara başlarını çevirenler, göz yumanlar, hatta sevinç içinde hukuksuzlukları destekleyenler şimdi aynı tehlikenin değer verdikleri, savundukları, aynı görüşten oldukları insanları sarıp sarmalamış olmasından dolayı feryat etmektedir. Hukuk devletinin en temel ilkelerinden olan “hukukun herkese eşit şekilde uygulanması” konusunda büyük çelişkiye düşüp müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına yapılan hukuksuzlukları destekleyen kesimler, şimdi yaşananların da tuğlalarını döşemiştir.
Hukuk herkes için eşit hukuk olmadıkça, hukukun üstünlüğünden ve adaletin varlığından söz etmemiz mümkün olmayacaktır.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine sunarız. 27.02.2026