MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’DAN BASIN DUYURUSU
EPSTEİN DOSYALARINDA İSMİ GEÇEN MÜCAHİD ÖREN KANALINI İFTİRA YAYINLARININ MERKEZİ OLMAKTAN ÇIKARMALIDIR
TGRT Televizyonu ve Türkiye Gazetesi gibi çeşitli medya kurumlarını da bünyesinde barındıran İhlas Holding’in CEO’su Ahmet Mücahid Ören modern yaşam tarzı ile tanınan bir iş insanıdır. Işıkçılar olarak bilinen merhum Hüseyin Hilmi Işık’ın görüşleri etrafından toplanmış olan cemaatin lideri konumundadır. Ancak -aşağıda izah ettiğimiz üzere- gerek Mücahid Ören ve eşi Aslıhan Ören’in yaşam tarzı, giyim stili ve anlayışları, gerekse TGRT haberin yayın politikası Hüseyin Hilmi Işık’ın ilmihalinde açıkladığı inanç sistemine göre değildir.
IŞIKÇILAR CEMAATİNİN LİDERİ MÜCAHİD ÖREN’İN YAŞAMININ CEMAATİNİN İNANÇ ESASLARIYLA ÇELİŞMESİ SAMİMİYETTEN UZAK BİR DURUMDUR
Aslıhan Ören Hanım’ın modern ve bakımlı görünümü, nezih ve kaliteli stili müvekkil Adnan Oktar’ın anlattığı ve savunduğu Kuran’ı esas alan İslam anlayışını benimsediğini göstermektedir. Aynı şekilde Mücahid Ören de, Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri’nin ilmihalini esas alıyor olsa, kravat takamayacak, takım elbise giyemeyecek, sakalını traş edemeyecektir. Ancak anlaşılan o ki kendisi de müvekkil Adnan Oktar’ın savunduğu ve inandığı Kuran Müslümanlığı’nın doğru olduğunu görmüş ve ona göre yaşama kararı almıştır.
Kadının evden çıkması, başörtülü olmaması, dekolte giyinmesi, saçını boyaması, kaşını alması, makyaj yapması, müzik dinlemek, dans etmek, erkeklerin sakalını traş etmesi, kadınlarla erkeklerin aynı ortamda bulunması, insan suretinin resminin yapılması, yayın organlarında insan fotoğrafı kullanılması vb gibi birçok konu Hüseyin Hilmi Işık ilmihaline göre haramdır.
Müvekkil Adnan Oktar, merhum Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri’nin inancına ve düşüncesine saygı duymakta, kendisini hürmetle sevmektedir. Cemaatinin mensuplarına da sevgiyle yaklaşmaktadır. Ancak Kuran’a göre kadınların özgür olmasının, sanatın, müziğin, bilimin, dekoltenin, dansın, neşenin, güzel ve kaliteli yaşamanın haram olmadığına inanmakta ve inandığı gibi yaşamaktadır.
Mücahid Ören ise hem cemaatinin inanç esaslarının yer aldığı bu ilmihalde yazanları açıkça ifade etmemekte, hem buna göre yaşamamakta hem de bir yandan kanalında insanların yaşam tarzını ve inancını hedef alan, iftira içerikli yayınlar yapılmasına göz yummaktadır. Şüphesiz bu, samimiyetten son derece uzak bir tutumdur. Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri samimi bir insandı, anlattığı şekilde yaşıyordu. Mürşidi Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri de samimi bir insandı ve anlattığı gibi yaşıyordu. Ne var ki Mücahid Ören’in anlattığı ve cemaatine telkin ettiği gibi yaşamadığı görülmektedir. Olması gereken; anlattığı gibi yaşaması, ya da yaşadığının doğru olduğunu düşünüyorsa konuşmalarında da bunu açıkça savunması ve ortaya koymasıdır.
Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri’nin SEADET-İ EBEDİYE isimli eserindeki anlatımlarından aşağıda verdiğimiz bazı örnek bölümler, Mücahid Ören ve eşinin yaşam tarzının ve TGRT programlarında yer alan görüntülerin Işıkçılar cemaatinin inanç esaslarıyla tezat olduğunu göstermektedir.
İNCE, DAR, SÜSLÜ, RENKLİ ŞEYLERLE ÖRTÜNEREK GEZMELERİ HARAMDIR. BÖYLE GEZENLER ALLAHU TEALA’YA ASİ OLDUKLARI, GÜNAHA GİRDİKLERİ GİBİ bunların başında bulunan baba, zevc, birader ve amcadan hangisi böyle gezmeye rıza verir ise bu da isyan ve günah ortak olur.
YEDİ VEYA ON YAŞINDA OLAN KIZLAR VE ONBEŞ YAŞINI DOLDURAN VEYA BALİGA OLAN BÜTÜN KIZLAR KADIN HÜKMÜNDEDİR. BÖYLE KIZARIN SAÇLARI, KOLLARI, BACAKLARI AÇIK OLARAK YABANCI ERKEKLERE GÖRÜNMELERİ VE ERKEKLERLE TEGANİ ETMELERİ onlara yumuşak, cilveli konuşmaları HARAM OLUR…. KADINLARIN BAŞI, SAÇI, KOLLARI, BACAKLARAI AÇIK SOKAĞA ÇIKMALARI VE YABANCI ERKEKLERE LÜZUMSUZ YERE SESLERİNİ DUYURMALARI, erkelere şarkı söylemeleri, plak ile film ile de duyurmaları, KURAN-I KERİM, MEVLİD, EZAN OKUYARAK DUYURMALARI BÜYÜK GÜNAHTIR. KADINLARIN, KIZLARIN İNCE, DAR VEYA KÜRKLÜ ÖRTÜ İLE, KÜPE GERDANLIK GİBİ ZİYNET EŞYASI AÇIK OLARAK, VE ERKEKLER GİBİ GİYİNEREK VE ERKEKLER GİBİ SAÇLARINI TRAŞ EDEREK SOKAĞA ÇIKMALARI HARAMDIR. BUNUN İÇİN GENİŞ BİLE OLSA PANTOLON İLE SOKAĞA ÇIKMALARI CAİZ DEĞİLDİR….
Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri’nin İlmihali’nin yanı sıra gelenekçi İslam anlayışında temel kabul edilen -dolayısıyla Işıkçılar cemaatinin de temel inanç esaslarını oluşturan- bazı hadis kaynaklarında da TGRT’nin yayın anlayışından çok farklı bir yaşam tarzı sunulmaktadır. Kuran’a uygun olmayan bu hadislere göre kadınlara sunulan hayat modeli, TGRT veya Türkiye gazetesinde çalışan kadınlara açıkça anlatılsa hiçbirinin asla kabul etmeyeceği bir modeldir. Örneğin;
…HANGİ HALDE VE ŞARTTA OLURSA OLSUN KADININ KAŞLARINI ALMASI VE ALDIRMASI HARAMDIR. ÇÜNKÜ ALLAH VE RESULÜ MUHAMMED BUNU HASAKLAMIŞTUR. KAŞINI ALAN VEYA ALDIRAN ERKEK OLSUN KADIN OLSUN LANETLENMİŞTİR….
… PERUK TAKANA VE TAKTIRAN KADINA, KAŞLARINI İNCELTEN KADINA VE BAŞKASININ KAŞINI İNCELTEN KADINA, HASTALIK OLMAKSIZIN DÖVME YAPAN VE DÖVME YAPTIRMAK İSTEYEN KADINA LANET EDİLDİ. (EBU DAVUD, 4170)…
Eğer Mücahid Ören ve sahibi olduğu TGRT samimi bir tutum sergilemek istiyorsa ekrana çıkardıkları tüm hanımlara -kendi inançlarına göre- saçlarını boyamamaları, kaşlarını almamaları, bakımlı olmamaları, sokağa tek başlarına çıkmamaları, kocaları dışında bir erkekle konuşmamaları ve yanlarında bulunmamaları, saçlarının kollarının bacaklarının görünmemesi gerektiğini açıkça söylemelidir. Dahası inançlarına göre bu kadınların kendilerinden (yani erkeklerden) daha aşağı, aklı zayıf, söylediği her şeye muhalefet edilmesi gereken varlıklar olduğunu, söz dinlemediklerinde dövülmelerinin meşru olduğunu açıklamaları da gerekir. Ve mevcut halleriyle, yani bakımlı modern güzel görünümleriyle, gerçekte onları fasık ve günahkar gördüklerini anlatmaları gerekir. Söz konusu hanımların bu gerçeği bilmeleri durumunda orada çalışmaya devam etmeyecekleri, hatta bir saniye bile o kanalda durmayacakları açıktır.
Kanaatimizce kendileri de bu açıklamayı hiçbir zaman yapmayacaklardır. ÇÜNKÜ KENDİLERİ DE ASLINDA YUKARIDA ÖRNEKLERİNİ VERDİĞİMİZ BU İNANÇ SİSTEMİNİN YANLIŞ OLDUĞUNU VE KURAN’A UYGUN OLMADIĞINI VE MÜVEKKİL ADNAN OKTAR’IN ANLATTIĞI KURAN’DA BİLDİRİLEN GERÇEK İSLAM ANLAYIŞININ DOĞRU OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLMEKTEDİRLER.
Nitekim kurulduğu günden bu yana TGRT’nin yayın politikası da bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Müzikli danslı eğlence programları, magazin yayınları, TGRT’nin kurucusu ve Işık Cemaatinin rahmetli lideri Enver Ören’in Türkiye’nin birçok ünlü sanatçısıyla birlikte doğum günü kutlamaları yapan anlayışı kendilerinin de yukarıda bazı örneklerini verdiğimiz GELENEKÇİ DİN ANLAYIŞININ KOYDUĞU HÜKÜMLERİ, GETİRDİĞİ KURAL VE YASAKLARI ÖLÇÜ ALMADIKLARINI göstermektedir.
TGRT HABERİN SPİKER VE PROGRAM SUNUCULARI DA SON DERECE BAKIMLI, SARIŞIN, DEKOLTE GİYİNEN, MODERN YAŞAYAN HANIMLARDIR:
Sadece bu birkaç kare örnek dahi TGRT camiasının da tıpkı müvekkil ve arkadaşları gibi gelenekçi din anlayışından uzak, modern bir anlayışa sahip olduklarını göstermektedir. Bunda elbette yanlış olan bir şey yoktur. Yanlış olan samimi olarak düşüncelerini dile getirmemeleri, anlattıkları ve kitaplarında, sohbetlerinde, inançlarında savundukları şeyleri yaşamlarında hayata geçirmemeleri, bir yandan kendileri anlattıklarını yaşamıyorken insanlara yaşanması mümkün olmayan bu modeli dayatmalarıdır.
Şunu da yeniden ifade etmek gerekir ki; TGRT camiasının da önde gelenlerinin bildiği üzere, müvekkil Adnan Oktar Hüseyin Hilmi Işık Hazretleri’ni ziyaret etmiş, duasını almış bir insandır. Hüseyin Hilmi Işık’ın şeyhi konumundaki Seyyid Abdülhakim Arvasi Hazretleri de müvekkilin çok kıymet verdiği, tüm Müslümanların saygı duyduğu büyük alimlerden biridir. Müvekkilin TGRT’nin yayınlarındaki mevcut duruma bir eleştirisi de bulunmamaktadır. Sadece, mümin bir kardeşleri olarak üsluplarıyla yaptıkları arasında çelişkili bir durum olduğunu hatırlatmak istemektedir.
EPSTEİN DOSYASI VE MÜCAHİD ÖREN HAKKINDAKİ İDDİALAR
Tüm bunların yanı sıra, geçtiğimiz günlerde EPSTEİN DAVASI BELGELERİNİN BİR BÖLÜMÜNÜN YAYINLANMASININ ARDINDAN, BELGELER ARASINDA MÜCAHİD ÖREN’İN İSMİNİN GEÇİYOR OLMASI DA kamuoyu gündemine gelmiştir.
ABD Adalet Bakanlığı’nın Epstein belgeleri veritabanında yer alan belgelere göre; Mücahid Ören, Epstein’in 20 yıl hapis cezası alan hükümlü suç ortağı Ghislaine Maxwell ile yapmış olduğu bir yazışmada: “Çok teşekkür ederim. Ayrıca DAHA YARAMAZ (NAUGHTY) olmak için sizden daha çok şey öğrenmeliyim” dediği görülmektedir.
Mücahid Ören’in mailinin sonunda kullandığı “NAUGHTY” kelimesinin, yetişkinler için kullanıldığında “CİNSEL İÇERİKLİ BİR YARAMAZLIK OLDUĞU” bilinen bir gerçektir.
İngilizce’de bu kelimenin anlamını bilenler tarafından bu konuşma; “Mücahid Ören’in CİNSEL YARAMAZLIK KONUSUNDA KENDİSİNİ YETERSİZ GÖRÜP, küçük kız çocuklarını ve kadınları cinsel istismar ve şantaj aracı olarak kullanarak dünya çapında bir fuhuş ve pedofili ağı kurdukları ortaya çıkan Jeffry Epstien ve suç ortaklarından DAHA FAZLA CİNSEL YARAMAZLIK ÖĞRENMEYE İHTİYACI OLDUĞUNU SÖYLEMESİ” olarak yorumlanmıştır.
Her ne kadar Mücahid Ören açıklamalarında kelimeyi bu anlamda kullanmadığını ifade etse de halkımız nezdinde bu belgeler sebebiyle ciddi bir şüphe oluşmuştur. Müvekkil Adnan Oktar inançlı bir insan olduğundan Kuran’ın hükmü gereği kendisinin şahit olmadığı, sadece haberlerden duyduğu bu bilgilere itibar etmemekte, Mücahid Ören’in beyanını esas almaktadır. Müvekkil Adnan Oktar’ın bu tutumu Allah’ın tüm iman edenlere emri olan bir ahlaktır.
Bugün Mücahid Ören de insanların bu ahlaka göre davranmayıp kendisini hedefe koymalarından ciddi bir rahatsızlık duymaktadır. Ne var ki kendisinin sahibi olduğu ve yayın politikasını belirlediği kanalında gece gündüz masum Müslümanlar hakkında tamamen iftira, karalama ve yalan üzerine kurulu yayınlar yapılmasına bir kere bile itiraz etmemiş, kanalının iftira merkez üssü gibi kullanılmasına göz yummuştur.
Epistein ve Mücahid Ören arasındaki bağlantı, ülke genelinde çokça konuşulmuş; konuya ilişkin çok sayıda haber ve sosyal medya paylaşımı da yapılmıştır. Ancak Mücahid Ören ve sahibi olduğu TGRT Televizyonu ile Türkiye Gazetesi gibi medya organlarıyla ilgili olarak esas dikkat çekici olan ve kamuoyunun görmezden geldiği başka konular da vardır.
TGRT Televizyonu ve Türkiye Gazetesi, Mücahid Ören’in sahibi olduğu İhlas Holding bünyesinde yer almakla birlikte köken olarak kıymetli İslam alimi Hüseyin Hilmi Işık’a tabi olan ve Işıkcılar grubu ya da cemaati olarak da bilinen İslami camiaya bağlıdır. Ancak buna karşın anlaşılmaz şekilde,
- HEM EVRİM TEORİ’SİNİ SAVUNAN YAYINLAR YAPMAKTA (Epistein ve evrimci lobi ilişkisine yazımızın ilerleyen bölümünde ayrıca değineceğiz)
- HEM DE 2018 senesinde düzenlenen kumpas operasyonundan bu yana, MÜVEKKİL ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARI HAKKINDA adil, tarafsız ve dürüst bir üslup kullanmak yerine MÜSLÜMAN’A YAKIŞMAYAN, VİCDAN ve HAKKANİYETTEN UZAK BİR YAYIN POLİTİKASI İZLEMEKTEDİR.
İslami değerlere önem verdiği iddiasında olan bir kanal ve gazete olarak, bu anlayış ve uygulamanın Kuran’da emredilen adalet, dürüstlük, erdem, hakkaniyet ve vicdanla çeliştiği açıktır. TGRT Televizyonu ve Türkiye Gazetesi’nin vicdan ve hakkaniyete aykırı bu yayın politikası konusunda, Işıkçılar grubu içerisinde bilerek veya bilmeyerek müvekkile ideolojik husumet besleyen çevrelerin etkisinde kalan kişiler olabilir. Ancak, 2018’deki operasyondan bu yana 8 yıldır dört bir koldan devam eden karalamaların ortaya çıkardığı kesin bir gerçek şudur ki: bu süreç müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının tertemiz, masum insanlar olduğunun ispatı olmuştur.
Devlet eliyle Adnan Oktar ve arkadaşlarının 200’e yakın evi ve işyeri aranmış, bilgisayarları telefonları ve tüm dijitalleri incelenmiş, ticari faaliyetleri ve gelirleri araştırılmış, özel hayatları didik didik edilmiş ve neticesinde müvekkil ADNAN OKTAR ve ARKADAŞLARININ HAYATLARINDA HİÇBİR SUÇ VE SUÇ EMARESİ OLMADIĞI, AHLAKLI, İFFETLİ, DÜRÜST VE ONURLU OLDUKLARI GÖRÜLMÜŞTÜR. Devletimiz yüksek bir akıl ve hikmetle müvekkil ve arkadaşları hakkındaki tüm şüpheleri ortadan kaldırmıştır. İmanlı, sabırlı, dirayetli, tevekküllü, cesur, sadık, vefalı ve çok yüksek ahlaklı olduklarını tüm Türkiye’ye göstermiştir.
Son günlerde Epstein Dosyası üzerinden müvekkil Adnan Oktar’ı karalama çabası ise; kendi adları Epstein dosyasının içinde bizzat yer alan, bu ülkenin evlatlarını karanlık fuhuş çetesine kullandırtma ahlaksızlığını gösteren, kendilerinin gayri ahlaki hayatlarına dair somut deliller ortalığa saçılmış olan, kendilerinin uyuşturucu, fuhuş, kumar bataklığına gömüldüğü görülen bazı kişilerin kendi hayatlarını Müslümanların üzerine atmaya yönelik boş bir çabadır. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarına Epstein dosyasını kullanarak isnat edilen şeylerin hiçbiri müvekkilin ve arkadaşlarının hayatında yoktur. Ancak anlaşılan o ki bu karalama kampanyasını yürütenlerin hayatında çok daha fazlası vardır.
EPSTEIN TARAFINDAN DESTEKLENEN EVRİMCİ LOBİ ve PLATFORMLAR
Mücahid Ören’in sahibi olduğu İhlas Holding bünyesinde yer alan ve sağ görüşlü, dindar bir yayın kuruluşu olduğu iddiasıyla tanınan TGRT Televizyonu ile Türkiye Gazetesi’ndeki kimi haber, belgesel ve yazılarda zaman zaman Darwinizmi ve Evrim Teorisini destekleyen yayınlar yapılırken, dünya çapındaki Darwinist platform ve lobilerin ana fonlayıcısı ve destekçilerinden birinin ise Jeffry Epstein olduğu ortaya çıktı.
ABD Adalet Bakanlığı’nın Epstein dosyasındaki belgelerin bir kısmını daha kamuoyuna açıklanmasıyla birlikte, dünya çapında evrim propagandası yürüten ve aynı zamanda Türkiye’ye gelerek evrimci propaganda yapan tanınmış pek çok ünlü evrim destekçisinin Jeffry Epstein ile çektirdikleri çok sayıdaki fotoğraf ve belge ortaya saçıldı.
PROF. RICHARD DAWKINS, PROF. JERRY COYNE, JOHN BROCKMAN ve STEVEN PINKER bunlar arasında öne çıkan isimlerden bir kaçıydı.
Belgelere göre Epstein, Darwinizmi destekleyici evrimsel çalışmalar yapmaları için Richard Dawkins, Jerry Coyne ve John Brockman gibi evrimci isimlere ve bunların kurdukları evrimci platfom ve lobilere yüksek miktarda bağışlar yapmıştı. Hatta zaman zaman özel uçağını bile bu kişilerin emrine tahsis etmişti.
Evrimci Profesör Richard Dawkins, Steven Pinker ve John Brockman, Jeffry Epstein’in kendilerine tahsis ettiği özel uçağından paylaştıkları bir fotoğrafta görülüyorlar. (Aşağıda)
Bu kişilerin Türkiye’deki evrim destekçileriyle olan bağlantıları ise şöyledir:
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaş camiası denildiğinde herkesin aklına hiç tereddütsüz: “Darwinizm’i fikren ezen eserler, yaratılış gerçeği konferansları, iman hakikatlerini, evrimin bilimsel eleştirilerini içeren kitaplar ve dünya çapında Darwinist diktatörlüğü yıkan Yaratılış Atlası kitap serisi” gelmektedir. Yukarıda ismi geçen ve Epstein tarafından desteklendikleri ortaya çıkan Darwinistler ise müvekkil Adnan Oktar’ı hedef alan açıklamalarıyla da bilinen kişilerdir.
1. Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının Anti-Darwinist ve Anti-Materyalist ilmi faaliyetlerinden rahatsız olan Türkiye’deki evrimciler, 2008 yılında “Bilim İnsanları, Fosil Sergileri ve Yaratılış Atlasındaki İddiaları Yanıtlıyor” adıyla bir kitapçık bastırmışlardır.
2. Kitapçıkta Epstein Belgelerinde ismi geçen evrimci Prof. Jerry Coyne ile yapılmış bir röportaja da yer verilmekte, Coyne röportajında “Türkiye’de dinin etkisinin zayıflatılması gerektiğini, bunun için okullarda evrimin öğretilmesine ihtiyaç olduğunu ve bunu sağlamak amacıyla Türkiye’ye geldiğini” açık şekilde ifade etmektedir. (Aşağıda)
3. Röportaj yapılan evrimci profesör Jerry Coyne konuşmasında, “The Edge” isimli bilimsel bir platformdan da bahsetmekte; platformun kurucuları arasında kendisinin, Richard Dawkins’in, Steven Pinker’in ve John Brockman’ın bulunduğunu ifade etmektedir.
4. Açıklanan Epstein belgelerinde “The Edge” isimli bu evrimci platformunun tüm finansmanını da yine Jeffry Epstein tarafından yapıldığı ortaya çıkmıştır.
27.09.2019 Tarihinde gazeteci Peter Aldhous imzasıyla yayınlanan, “Jeffrey Epstein, seçkin bir entelektüel erkekler kulübüne nasıl para karşılığında girdi” başlıklı haberin detayları aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
https://www.buzzfeednews.com/article/peteraldhous/jeffrey-epstein-john-brockman-edge-foundation
5. Epstein benzer şekilde Harvard Üniversitesinde yürütülen evrimsel çalışmaları da finanse etmiş, bu amaçla üniversitedeki PED isimli Harvard Evrimsel Dinamikler Programına 6,5 Milyon Amerikan Doları bağışta bulunmuştur.
Konuya ilişkin haberin detaylarını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
6. Sık Sık “Pedofili savunuculuğu” yaptığı için de adı kamuoyu gündemine gelen tanınmış evrimci Profesör Richard Dawkins de, Jeffry Epstien’in bağışta bulunduğu “Edge” isimli platformun kurucu ve üyeleri arasında bulunmaktadır.
7. Evrimci profesör Richard Dawkins’in pedofili savunucusu olduğu konusuna ilişkin The Atlantis isimli internet haber sitesinde Abby Ohlheiser imzasıyla 10 Eylül 2013 tarihinde yayınlanan “Richard Dawkins, Pedofiliyi Tekrar Tekrar Savunuyor” başlıklı haber.
Haberin detaylarını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.
TGRT VE TÜRKİYE GAZETESİ’NİN AÇIKCA “ALLAH YOK” DİYEN EVRİM TEORİSİNİN PROPAGANDASINI YAPMASI
Türkiye’nin en büyük dindar camialarından biri olan Işıkçılar cemaatinin gazete ve TV kanalında, Türkiye gazetesi ve TGRT’de, “Allah yok” diyen evrim teorisinin propagandasının yapılması da dikkat çekici bir durumdur.
Allah Kuran’da tüm evreni ve canlıları “Ol” emri ile yarattığını bildirmiştir. Allah dileseydi canlıları aşamalardan geçirerek veya birbirinden türeyecek şekilde de taratabilirdi, ancak Kuran’ın hiçbir yerinde evrimsel, aşama aşama bir yaratılıştan bahsedilmemektedir. Bilim de canlılarının bir anda var olduklarını yani yaratıldıklarını ortaya koymuştur. Evrimin hiçbir zaman yaşanmadığının en somut iki kanıtı karşısında tüm Darwinistler sessizliğe gömülmektedir.
Birincisi; Canlılık tarihinin somut göstergesi olan fosiller evrim yok demektedir. Yaklaşık 200 yıldır dünyanın dört bir yanında fosil kazıları yapılmaktadır. Milyonlarca fosil elde edilmiştir. Ancak Fosil kayıtlarında canlıların aşama aşama birbirlerinden türediklerini, mutasyonlara uğrayarak ilkel bir formdan bugünkü muntazam hallerine geldiklerini gösteren bir tane bile fosil bulunmamaktadır. Eğer evrim yaşanmış olsaydı fosil kayıtlarının gözü sırtında, yarım kanatlı, 5 kulaklı, noksan organlı patolojik ve yarım sayısız canlı kaydı ortaya koyması gerekirdi. Oysa fosil kayıtları tüm organlarıyla tam ve kusursuz fonksiyon gösteren canlı kayıtları ortaya koymuştur. Üstelik milyonlarca geçen yıla içinde canlı türlerinde hiçbir değişim gözlenmemiştir. 500 milyon, 50 milyon, 10 milyon yıl önceki deniz yıldızı, örümcek, nautilus vs neyse bugünkü de aynıdır.
İkincisi de bilimin tek bir proteinin dahi tesadüfen oluşmasının imkansız olduğunu ortaya koymuş olmasıdır. Canlılığın yapı taşı proteinlerdir. Bilimsel veriler ve matematiksel hesaplamalar proteinin kendi kendine tesadüfler sonucu oluşmadığını göstermiştir. Tek bir proteinin nasıl oluştuğunu açıklayamayan evrim teorisinin canlılığın nasıl oluştuğuna dair yapabileceği hiçbir makul ve bilimsel bir yorum yoktur.
Tüm bunlara rağmen dindar bir camiaya ait olan Türkiye Gazetesi ve TGRT sık sık evrim sanki bilimsel bir gerçekmiş gibi yorumlar, haberler ve yayınlar yapmaktadır.
Bu haberlerden sadece bir iki örnek aşağıda yer almaktadır, örneklerin sayısı burada yer verdiklerimizden kat kat fazladır:
EPSTEIN DAVASI ile ADNAN OKTAR DOSYASI ARASINDA BENZERLİK İDDİA ETMEK İSE ANCAK ÇİRKİN BİR KARALAMADIR
Çünkü Adnan Oktar Davasında,
1. KÜÇÜK KIZLARIN İSTİSMARI YOKTUR
Adnan Oktar Davası dosyasında sözde küçük kız çocuğuna istismar iddiasında adı geçen iki kişi vardır. Birisi dosyanın husumetli müştekisi Fırat Develioğlu’nun kızı olan Dilara Aktunç, diğeri husumetli müştekilerin eline düşen ve yalan beyanlar verdirilen Serra MohammadValipour’dur. Her iki kız çocuğunun da herhangi bir istismar veya tacize maruz kalmadığı yargılama boyunca tanık beyanları, HTS kayıtları, fotoğraflar, whatsapp ve telefon yazışmaları gibi yüzlerce somut delille açığa çıkmıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 1 Ceza Dairesi’nin bozma kararıyla da bu gerçek hukuken tescillenmiştir. Cinsel saldırı isnatlarının tamamının gerçek dışı olduğunu kanunlar ve içtihatlar ışığında ortaya koyan bu karar, hukuk uygulandığında müvekkil Adnan Oktar’ın beraat edeceğini göstermiştir. Kumpası organize edenler büyük bir panikle BAM hakimlerini linç etmiş, görevlerinden uzaklaştırılmalarına sebep olmuşlardır. Sırf bu hakimlerin başına gelenler dahi ADNAN OKTAR DAVASI DOSYASININ BAŞTAN SONA KUMPAS OLDUĞUNUN İSPATIDIR.
2. CİNSEL İSTİSMARA YA DA SALDIRIYA UĞRAYAN TEK BİR TANE BİLE KADIN YOKTUR
- Adnan Oktar davası dosyasında tek bir tane bile doğal müşteki olan genç kadın yoktur. Hepsi hapse atılmak tehdidi ile zorla şikayetçi yapılmıştır.
- Genç kızlar hakkında önce yasaya aykırı şekilde yurt dışı çıkış yasağı çıkartılmıştır. Daha sonra Vatan Emniyet telefonlarından aranarak çağırılmışlardır. Hayatında ilk defa Emniyet Müdürlüğü’nden içeri giren genç kadınların önüne yurt dışı çıkış yasakları konulmuş, sonrasında da “hakkında beyanlar var, sanık olabilirsin ama eğer Adnan Oktar ve arkadaşları hakkında suçlayıcı ifade verirsen seni mağdur diye yazarız” denmiştir. Aslında hiçbir mağduriyeti olmayan genç kadınlar kendi canlarını kurtarabilmek için Adnan Oktar ve arkadaşlarından şikayetçi hale getirilmiştir.
- Müşteki kadınların ifadelerinde 1000’den fazla çelişki tespit edilmiştir. Hayali hikayelerle “renklendirilmiş“ ifadeleri, hem kendilerinin farklı tarihlerde ifadeleriyle, hem de diğer müştekilerin ifadeleriyle çelişmektedir.
- İfadeleri verirken kendilerine ezberletilen hayali olayları anlatmaya çalışan şikayetçiler psikolojik faktörlerin devreye girmesiyle kendilerine öğretilen birçok detayı karıştırmışlar veya unutmuşlardır. Öyle ki nerede, kiminle, ne zaman cinsel ilişkiyle girdiğini bile hatırlamayan veya karıştıran çok sayıda şikayetçi olmuştur. Böyle bir durumun gerçek tecavüz vakalarında yaşanması mümkün değildir.
- Sözde tecavüz mağdurlarının tek bir tanesinin dahi bu isnatlarını ispatlayacak bir ADLİ TIP RAPORU BULUNMAMAKTADIR. Soruşturmanın başlangıcında -her cinsel saldırı davasında zaruri olduğu üzere- birkaç tane genç kız Adli Tıp Kurumu’na muayeneye gönderilmiş, ancak raporlarda herhangi bir cinsel saldırı, tecavüz veya taciz tespit edilmediği görülünce birdenbire sözde mağdur kızların Adli Tıp Kurumu’na sevkleri aniden durdurulmuştur.
- Dosyada yer alan Whatsapp mesajları, fotoğraflar ve telefon tapeleri gibi somut delillerin tamamı sözde mağdur kadınların tamamının kendi istekleriyle ve ısrarlarıyla sanıklarla görüştüklerini, güya kendilerine sistemli olarak yıllar boyunca tecavüz ettiği iddia edilen kişilerin yanına yıllar boyunca sevinçle geldiklerini ortaya koymuştur.
- Örneğin SMC. isimli sözde cinsel saldırı mağduru genç kadının, kendisine güya tecavüz eden sanığa defalarca “neden benimle cinsel ilişkiye girmiyorsun” diye (üstelik bunları olabilecek en müstehcen ve argo ifadelerle) sitemkar mesajlar gönderdiği görülmüştür. Sırf bu örnek dahi, güya dini telkin sebebiyle robotlaşmış, iradesi ellerinden alınmış kadınlar senaryosunu yerle bir etmektedir.
- Sözde tecavüz mağduru kadınlardan bir diğeri ise, sözde tecavüzcüsü tutuklandıktan sonra cezaevinde onu ziyarete gitmiş, sarılarak fotoğraflar çektirmiş, sözde tecavüzcüsüne defalarca aşk ve özlem dolu mektuplar yazmıştır. Hiçbir kadının kendini sözde sistemli tecavüz düzeninin parçası haline getiren birine böyle bir aşk beslemeyeceği açıktır.
- Müşteki kadınlarla suç isnat ettikleri sanıkların bazılarının, hayatlarında yan yana geldikleri dahi şüphelidir. Dosyaya giren HTS kayıtları ve baz çakışması tabloları, müştekilerin senaryolarını tamamen geçersiz kılmaktadır. Müşteki kadınların güya tecavüze uğradıklarını iddia ettiği sanıkların o tarihlerde yurt dışında olduklarını pasaport kayıtlarıyla ispatlamalarına rağmen yine de cinsel saldırı suçundan cezalandırılmışlardır.
- Dosyada cinsel saldırı iddialarını doğrulayacak hiçbir video veya ses kaydı bulunmamaktadır. GÜYA YILLARCA DEVAM ETTİĞİ İLERİ SÜRÜLEN TECAVÜZ EYLEMLERİ VE TACİZLER HİÇBİR ŞİKAYETÇİ TARAFINDAN SESLİ VEYA GÖRÜNTÜLÜ OLARAK KAYDA ALINMAMIŞTIR. GİZLİ YÜRÜTÜLEN SORUŞTURMA KAPSAMINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN TEKNİK TAKİPLERDE İDDİAYA KONU HİÇBİR TECAVÜZ EYLEMİNE YÖNELİK SUÇÜSTÜ YAPILMAMIŞTIR.
- Güya TECAVÜZE UĞRAYAN KADINLARIN KENDİLERİNE SÖZDE TECAVÜZ EDEN KİŞİLERLE YILLAR BOYUNCA KENDİ İSTEKLERİYLE GÖRÜŞMEYE DEVAM ETTİKLERİNİN, EVLİLİK PLANLARI YAPTIKLARININ, AİLELERİYLE TANIŞTIKLARININ, HATTA TUTUKLANDIKTAN SONRA CEZAEVİNDE GÖRÜŞMEYE GİTTİKLERİNİN açığa çıkması da “sistemli cinsel istismar, kandırılmış kadınlar” kurgusunu tamamen yıkmıştır.
Tüm bunların yanı sıra Türkiye’nin önde gelen hukukçu, adli tıp uzmanı, ceza hukuku profesörü, cinsel saldırı suçları uzmanı, Yargıtay onursal daire başkan ve üyelerinin yazdıkları HUKUKİ VE BİLİMSEL MÜTALAALARIYLA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE ARKADAŞLARININ MASUM OLDUKLARINI İSPATLANMIŞTIR.
3. UYUŞTURUCU YOKTUR, ALKOL YOKTUR
Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları haram helal konusunda çok titiz insanlardır. Zihne etki yapan, sağlığa zararlı hiçbir şeyi hayatlarına dahil etmezler. Sigara dahi kullanmazlar. Tertemiz bir hayat yaşadıkları defalarca belgelenmiştir.
11 Temmuz 2018 tarihinde yapılan Adnan Oktar operasyonunda, TOPLAM 125 EVE ŞAFAK BASKINI YAPILMIŞ VE 168 KİŞİ GÖZALTINA ALINMIŞTIR.
Gözaltına alınan 168 kişi, DERHAL sağlık kontrolüne götürülmüş ve MÜVEKKİL DAHİL OLMAK ÜZERE, 168 kişinin her birinden LABORATUVAR ÖRNEKLERİ alınmıştır. ÖYLE Kİ MÜVEKKİL VE ARKADAŞLARININ YAŞADIKLARI EVLERİN KİLERLERİNDE BULUNAN ERZAKLARA DAHİ EL KONULUP ADLİ TIBBA GÖTÜRÜLEREK MERCİMEK, BULGUR, UN PAKETLERİNDE BİLE UYUŞTURUCU TARAMASI YAPILMIŞ VE HİÇBİR MADDEYE RASTLANMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Alınan laboratuvar örneklerinde;
• 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ UYUŞTURUCU MADDE ÇIKMAMIŞ,
• 168 KİŞİDEN TEK BİR KİŞİDE DAHİ ALKOL İZİNE RASTLANMAMIŞ,
• 168 KİŞİNİN TAMAMI İÇİN 18.07.2018 tarihli, 40968900-101.02-2018/66937 sayılı Adli Tıp Raporu neticesinde KANLARINDA UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE, ALKOL VE HATTA HERHANGİ BİR PSİKOLOJİK İLAÇ DAHİ BULUNMADIĞI BELGELENMİŞTİR.
Aşağıda Adli Tıp Raporunun bir bölümüne yer verilmiştir. Müvekkil Adnan Oktar’la başlayan liste test yapılan 168 kişide aynı şekilde devam etmektedir:
1999 YILINDA YAPILAN POLİS OPERASYONUNDA DA, EVLERDEKİ EŞYALARIN DAHİ ÜZERİNDE UYUŞTURUCU ARANMIŞ ANCAK TÜM EVLERİN TERTEMİZ OLDUĞU TESPİT EDİLMİŞTİR
Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarları Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan 26/11/1999 TARİHLİ EPİKRİZ RAPORUNDA herhangi bir uyuşturucu izine rastlanmadığı belirtilmiştir.
4. ZORLA ALIKONULAN KİMSE YOKTUR
Gerek 1999 gerekse 2018’de düzenlenen operasyonlarda eş zamanlı olarak yüzlerce ev ve işyerine sabaha karşı eş zamanlı baskın düzenlenmiş ve hiçbir yerde esir alınmış, zorla alıkonulan, iradesi elinden alınmış bir kadına rastlanmamıştır. Bu kurgu defalarca müvekkil aleyhinde kullanılmış her defasında çürütülmüştür. Emniyet, Yargı ve tüm kurumlar bunun koskoca bir yalan olduğunu bilmekte, bir kısım basın ise bile bile bu yalanı devam ettirmeye çalışmaktadır.
Öyle ki bu kumpası kurgulayabilmek için geçmiş yıllarda da “esir tutulduğunu” anlatan el yazılı isimsiz bir kadının ihbar mektubuyla kumpas kurulmaya çalışılmış, ancak yapılan teknik incelemede sahte ihbar mektubunu yazanın bir erkek olduğu açığa çıkmıştır.
2018’deki operasyondan itibaren de 8 yıldır hemen her gün “zorla tutulan, alıkonulan, esir, iradesini yitirmiş” genç kızlar propagandası yapılmıştır.
Oysa dosyada müşteki yapılan genç kadınların hayatları incelendiğinde;
- Hemen hepsinin üniversite eğitimini tamamladıkları
- Eğitim hayatlarında çok başarılı oldukları
- Avukat, öğretmen, sosyal medya fenomeni, hemşire gibi meslek sahibi oldukları
- Sosyal medyayı aktif olarak kullandıkları, dışa dönük ve sosyal bireyler oldukları
- Kendilerini nasıl koruyacaklarını ve kanuni haklarını nasıl koruyacaklarını bildikleri
- Aileleriyle ya da okul veya arkadaşlarıyla birlikte yaşadıkları, her gün kendi istekleriyle görüşmeye geldikleri
- Sosyal medyalarındaki paylaşımlarından müvekkil ve arkadaşlarıyla yaşadıkları dönem boyunca neşeli, hayat dolu ve mutlu oldukları açıkça görülmektedir.
Tüm bunlar ve dahası “zorla alıkonulmuş, iradesini yitirmiş, mağdur” kadın iddiasını yerle bir etmiştir. Bu kadınlar müvekkil ve arkadaşlarıyla birlikte oldukları dönemde hayatlarının en güzel, en ferah, en değer gördükleri, en kaliteli günlerini yaşamışlardır. Bir kısmı evlilik planıyla, bir kısmı ünlü olma arzusuyla, bir kısmı da rahat yaşam sürmek ve geleceğini garanti altına almak güdüsüyle müvekkil ve arkadaşlarıyla arkadaşlık etmiş, operasyonla birlikte oluşan linç, karalama, tehdit ve yıldırma ortamında canlarını kurtarabilmek adına “zorla tutuldukları” yalanına sığınmışlardır.
5. ŞİDDET, BASKI, TEHDİT GÖRMÜŞ TEK BİR KADIN YOKTUR
Hem 1999’da hem de 2018’de gözaltına alınan tüm kadınlar muayene götürülmüş ve tek bir tanesinin dahi şiddet gördüğüne dair en ufak bir ize rastlanmamıştır. Tek bir tane dahi darp raporu yoktur.
Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere sözde mağdurların hepsi eğitimli, meslek sahibi kadınlardır. Hatta içlerinden kadın hakları üzerinde uzmanlaşmış ve gerçek mağdur olanlara destek veren avukat, binlerce takipçisi olan sosyal medya fenomeni, her gün okulda eğitim veren öğretmenler vardır. Bu kadınların herhangi bir şiddete maruz kalmaları durumunda tek bir telefonla ya da paylaşımla ortalığı ayağa kaldırabileceklerini, bir tane fotoğraf çekerek maruz kaldıkları şiddeti belgelendirebileceklerini bilmiyor olmaları imkansızdır.
800 klasörden oluşan Adnan Oktar Davası dosyasında kadınların şiddete, baskıya maruz kaldığına dair bir tane dahi somut belge, delil, veri, fotoğraf, video kaydı vs yoktur. Dosyadaki tüm deliller kadınların el üstünde tutulduklarını, çok mutlu ve güzel bir hayat yaşadıklarını ve yaşadıkları her detaydan memnun olduklarını ortaya koymuştur.
6. ŞANTAJ KASETLERİ YOKTUR
Medyada şehir efsanesi gibi dolaşan şantaj videoları olduğu iddiası çok çirkin bir iftiradır. Genç kızların yaşadıkları olayları kimselere anlatmamalarının ana sebeplerinden biri olarak gösterilen ve şantaj malzemesi olarak kullanıldığı ileri sürülen cinsel ilişki görüntülerinin hayali oldukları defalarca ortaya çıkmıştır. 1999 ve 2018 operasyonlarında tek bir uygunsuz video bulunmamıştır. Video ile kendisine şantaj yapıldığını iddia eden bir kişi dahi bulunmamaktadır. Her türlü iftiranın bulunduğu iddianamede dahi böyle bir iddia yoktur.
Basında ve sosyal medyada sık sık gündeme getirilen şantaj içerikli görüntülere dair bugüne kadar tek bir delil bile ortaya konulmamıştır. Kimi zaman ise bazı provokatörler tarafından neden bu kasetler yayınlanmıyor şeklindeki soruların ise tek cevabı vardır: BU TÜR KASETLER HAYALİ OLDUKLARI İÇİN HİÇBİR DÖNEMDE ELE GEÇİRİLMEMİŞ VE BU NEDENLE DE HİÇ KİMSE TARAFINDAN İZLENMEMİŞTİR. EĞER GERÇEKTEN İDDİA EDİLDİĞİ GİBİ ŞANTAJ KASETLERİ OLSA 200’DEN FAZLA EV VE İŞYERİNE SABAHA KARŞI EŞ ZAMANLI YAPILAN BASKINLAR SIRASINDA ELE GEÇİRİLMEMESİ MÜMKÜN OLMAZDI. EN AZINDAN TEK BİR KARE BİLE OLSA GÖRÜNTÜ YA DA İZİ ORTAYA ÇIKAR, BU DA HİÇ ŞÜPHE YOK HİÇBİR HUKUKİ DEĞER GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULMADAN TÜM MANŞETLERDE VE HABERLERDE SAYFA SAYFA SAATLERCE YAYINLANIRDI.
7. OPERASYON YAPILAN EVLERDE KARŞILAŞILMIŞ TEK BİR GAYRİ AHLAKİ DURUM YOKTUR
Türkiye’nin herhangi bir ilinde özellikle de İstanbul gibi bir metropolde sabaha karşı rastgele 200’e yakın eve operasyon düzenlense son derece ilginç manzaralarla karşılaşılacağı, hatta gayri ahlaki birçok duruma rastlanabileceği herkes tarafından bilinmektedir. Müvekkil ve arkadaşlarına yöneltilen çirkin iftiralar ve karalamalar göz önünde bulundurulduğunda operasyon sabahı çok farklı manzaralarla karşılaması beklenirdi. Polis ve basın kameraları eşliğinde düzenlenen operasyonda tek bir tane dahi gayri ahlaki durum ile karşılaşılmamış, bu operasyon müvekkil ve arkadaşlarının iffetinin, namusunun, dürüstlüğünün, masumluğunun ve temizliğinin ispatı, Devlet eliyle tescillenmesi olmuştur.
Yayınladıkları tek görüntü masum tertemiz kadınların yüzüstü elleri sırtalrından kelepçeli yere yatırılmış alınlarına uzun namlulu silah dayanmış görüntülerdir. En temel insan haklarını böylesine ağır ihlal eden bir uygulama, söz konusu müvekkil ve arkadaşları olduğunda bir kısım basın tarafından adeta alkışlarla karşılanmış, sevinç nidalarıyla yayınlanmıştır.
8. CASUSLUK YOKTUR
“Siyasal ve Askeri Casusluk” iddiası, Adnan Oktar Davası dosyasına sırf kamuoyunda infial oluşturabilmek için eklenmiş psikolojik savaş taktiği olarak kullanılan propaganda malzemelerinden ibarettir. Oysa ki daha soruşturmanın en başlarında Savcılık Makamı tarafından casusluk isnadına dair Dışişleri Bakanlığı ve MİT ile yazışmalar yapılmış, HEM MİT’TEN HEM DE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞINDAN GELEN CEVABİ RESMİ YAZILAR GERÇEKTE HİÇBİR CASUSLUK FAALİYETİ OLMADIĞINI ORTAYA KOYMUŞTUR. ŞÜPHELİLERİN SUÇSUZ OLDUKLARINI NET BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYAN BU CEVABİ YAZILARA RAĞMEN SAVCILIK SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASIYLA DA DAVA AÇMIŞTIR.
YARGILAMA SONUCUNDA DA SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK SUÇLAMASI HAKKINDA BERAAT KARARI VERİLMİŞ, BU KARAR KESİNLEŞMİŞTİR. Aşağıda İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/158 esas sayılı dosyasına ait 16.11.2022 tarihli kararın ilgili bölümü yer almaktadır:
AYRICA MÜVEKKİL ADNAN OKTAR VE DİĞER SANIKLAR HAKKINDA ORTAYA ATILAN TÜM AĞIR SUÇLAMALARDAN;
• FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM ETMEK (TCK 220/7)
• SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK (TCK 328)
• RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (TCK 204)
• RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME (TCK 205)
• EŞYAYI, ALDATICI İŞLEM VE DAVRANIŞLARLA GÜMRÜK VERGİLERİNİ KISMEN VEYA TAMAMEN ÖDENMEKSİZİN ÜLKEYE SOKMA (5607 SAYILI KANUN 3/18)
• NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK (TCK 158)
• SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA (TCK 282)
İDDİALARININ TAMAMI BERAAT KARARI İLE SONUÇLANMIŞTIR.
TÜM BU BERAAT KARARLARININ ORTAK GEREKÇESİ İSE “HERHANGİ BİR SOMUT DELİLİN BULUNMAMASIDIR.”
9. EN UFAK BİR İFFETSİZLİK YOKTUR
Müvekkilin hanım arkadaşlarına yönelik birtakım gazeteciler ve sosyal medya trolleri tarafından dile getirilen iftiralar ise çok büyük bir çirkinliktir. Müvekkilin hanım arkadaşlarının efendilikleri, iffetlerine olan titizlikleri herkes tarafından çok iyi bilinen bir hakikattir. Devletimizin en üst düzeyinden mahalledeki markete kadar müvekkilin hanım arkadaşlarını tanıyan, bilen, gören herkes ciddiyetlerini, mesafeli tutumlarını, ağırbaşlı oluşlarını, iffetli ve izzetli tavırlarını çok yakından bilmektedir. Her biri bulundukları ortamda nezaketleri, efendilikleri, görgüleri, naiflikleri ile dikkat çeken, tanımadıkları bir insanla mümkün olduğunca göz göze dahi gelmeyen bu hanımlar hakkında hiçbirini tanımadan ve bilmeden çirkin iftirada bulunmak kuşkusuz ağır bir vicdan tahribatıdır.
Şu an müvekkil ve arkadaşlarını kendilerince güçsüz gördükleri için, böyle asil ve yüksek karakterli dindar kadınlara akıl almaz çirkinliklerde iftiraları büyük bir rahatlıkla atanlar, masa başında toplanıp kendilerince alaycı ve üst perdeden üslupla tertemiz bu hanımlar hakkında yorumlarda bulunanlar Allah Katında çok büyük bir vebal yüklenmektedir. Allah Kuran’da şöyle buyurmuştur:
Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız
Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü’min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azab vardır. (Nur Suresi, 23)
SONUÇ OLARAK;
8 yıldır yapılan her türlü hukuksuzluğa ve tüm imkanların seferber edilmesine rağmen ortaya tek bir tane dahi müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşları aleyhine somut delil konulamamış, tam tersi masum olduklarının delilleri yüzlerce klasörü doldurmuştur. Atılan her iftira, bu iftiralara dayanılarak yapılan her sorgulama müvekkil ve arkadaşlarının temiz ve masum olduğunun ispatı olmuştur.
MÜCAHİD ÖREN GİBİ KANALINI KUMPAS DOSYASININ YALANLARININ YAYILMASINA ARACI KILANLAR İSE KENDİ HAYATLARININ, BAĞLANTILARININ, İLİŞKİLERİNİN, YAŞAMLARININ NELER İÇERDİĞİNİ AÇIKLAMAK ZORUNDA KALMIŞLARDIR.
Saygılarımızla kamuoyunun bilgilerine arz ederiz 27.02.2026