CHP Hukuk Komisyonu’nun Dikkatine; Kumpas Davalarında, Aleni İftiralar Dahi Kayırılıyor

By gundem
8 Min Read

Adnan Oktar’dan Duyurudur

Uzun bir zamandır, özellikle Sn. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanma süreciyle başlayan uygulamalar ve hukuksuzluklarla ilgili, Partinize yönelik bilgilendirme yapmakta ve yaşanan sürecin, Adnan Oktar kumpas davasıyla aynı seyirde gelişmekte olduğunu bildirmekteyiz. Gerek tutuklanma süreci, gizli tanıklar, etkin pişman üretme stratejisi, açılan yeni davalar ve eklenen suçlar, gerekse farklı kollardan şikayetçi üretme çabası ve tüm bunların yanı sıra, hukuka uygun karar veren hakimlerin görev yerlerinin değiştirilmesi gibi unsurlar, oldukça bilindik bir kumpas sürecinin yaşanmakta olduğunu göstermektedir.

Müvekkil Adnan Oktar ve arkadaşlarının 8 yıldır yaşadığı ve halen yaşamakta olduğu tüm süreç, neredeyse hiçbir yöntem değişikliği yapılmaksızın Sn. Ekrem İmamoğlu’na uygulanmaktadır. Bu nedenledir ki, sürecin sonraki aşamalarında karşılaşılması muhtemel gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmanız önem arz etmektedir.

Müvekkile yönelik yargılama sürecinde, yapılan hukuksuzluklar öylesine üst boyutlara ulaşmıştır ki, yalanlar sürdürülemez hale gelmiş ve mahkemeler, yıllarca aleyhe propaganda malzemesi yapılan suçlamalardan BERAAT KARARLARI vermişlerdir. Adnan Oktar dosyasında tam 7 ANA SUÇTAN VERİLMİŞ BERAAT KARARLARI BULUNMAKTADIR. Bunlar:

  • FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM (TCK 220/7) – 16.11.2022
  • SİYASAL VE ASKERİ CASUSLUK (TCK 328) – 16.11.2022
  • RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (TCK 204) – 28.02.2025
  • RESMİ BELGEYİ BOZMA, YOK ETME VEYA GİZLEME (TCK 205) – 28.02.2025
  • NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK (TCK 158) – 24.04.2025
  • SUÇTAN KAYNAKLANAN MALVARLIĞI DEĞERLERİNİ AKLAMA (TCK 282) – 26.05.2025
  • KAÇAKÇILIK (5607 SAYILI KANUN 3/18) – 28.02.2025

Görülebileceği gibi, sözde örgüt suçunun temelini oluşturan TÜM suçlamalar, bu davada BERAAT ile sonuçlanmıştır. Ancak bunları basında herhangi bir yerde görmek mümkün olmamıştır. Yıllarca, olmayan suçlamalarla, yalanlarla, iftiralarla müvekkil ve arkadaşlarına akıl almaz yakıştırmalar yapan bir kısım basın, BU GELİŞMELERDEN TEK KELİME DAHİ BAHSETMEMİŞTİR.

Bu aşamadan sonra yargı kanadında daha da ilginç gelişmeler olmuştur. Özetleyecek olursak;

Mahkemenin Beraat Vermesinin, Kumpas Tetikçilerinin İftiraya Devam Etmelerini Engellememesi

Kumpas davalarının tetikçiliğini yapmakla ünlü isimlerden biri olan ve Adnan Oktar davası operasyonu sırasında Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü sıfatıyla operasyonu bizzat yönetmiş olan Furkan Sezer isimli şahıs, bir TV programına çıkarak müvekkil ve arkadaşlarını, bizzat mahkeme kararıyla aklandıkları FETÖ’ye yardım suçlamasıyla itham etmiştir. Oldukça kapsamlı iftiraya dayanan izahlarda bulunmuş ve programı seyredenlerin (ve doğal olarak alınan beraat kararlarını hiç bilmeyenlerin) inanacağı tarzda, tamamen yalan söyleyerek, müvekkil ve arkadaşlarının FETÖ ile iç içe olduğunu, bu örgüte yardımda bulunduklarını uzun uzun anlatmıştır.

Furkan Sezer, müvekkil ve arkadaşlarının FETÖ’ye yardım suçlamasından beraat almış olduğunu elbette gayet iyi bilmektedir. Buradaki amacı her zaman olduğu gibi tribünlere oynamak, müvekkil ve arkadaşları hakkında olumsuz algı yaratmak, beraat kararına rağmen, bu suçlama geçerliymiş gibi kamuoyunu etkileyebilmektir.

Bu yöntemler, kumpasın tetikçilerinden husumetli Furkan Sezer için beklenen davranışlardır.

İlginç olan kısım, konuyla ilgili olarak yapılan haklı şikayete, savcılığın vermiş olduğu yanıttır.

Dosyada yöneticilik iddiasıyla suçlanan ve halen cezaevinde bulunan sanıklardan biri, Furkan Sezer’in bu mesnetsiz iddialarını ve yalanlarını savcılığa taşımış ve kişilik haklarının ve masumiyet karinesinin korunması adına hakaret ve iftira suçlamalarına maruz kaldığını belirterek şikayetçi olmuştur.

Savcılık tarafından, bu açık suça verilen cevap da hayli ilginçtir. Erzincan Savcılığı, yapılan şikayete, kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiş ve gerekçesinde de “mağdur ve müşteki hakkında da ‘FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne Yardım Etmek’ suçundan delil yetersizliği nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verildiği, iddiaların kesin bir şekilde aksinin ispatlanamadığı, bu haliyle iftira suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşılmakla…” ifadesini kullanmıştır. Bu akıl almaz gerekçeye göre, FETÖ’YE YARDIM SUÇLAMASININ GERÇEKLEŞMEDİĞİNİN KESİN OLARAK İSPATLANAMADIĞI, DOLAYISIYLA BU İDDİANIN DOĞRU OLUP OLMADIĞINDAN HİÇBİR ZAMAN EMİN OLUNAMAYACAĞI gibi olağanüstü sanal ve önyargılı bir kanaat ortaya çıkmaktadır.

Bu mantık esas alınacak olursa, şayet bir kişi, bir savcıya, FETÖ’ye yardım suçlamasında bulunursa ve ortada delil olmaması nedeniyle bu kişi bu suçlamalardan beraat ederse, o zaman söz konusu savcı için de, “potansiyel olarak FETÖ’ye yardım etmiştir” diye bir mantık kullanılabilir mi?

Bu mantığın doğru olup olmadığını, Sayın Partinizin Hukuk Birimine sormak istiyoruz.

Hukukta, böyle bir zihniyetin yeri var mıdır?

Bizim kanaatimize göre, elbette böyle bir mantık geçerli olamaz. Her insana her türlü suç isnat edilebilir; önemli olan bu isnatların delilsiz olmasıdır. Bu durumda suçlanan kişi aklanmış olur. Mahkemeler de, bunun için vardır.

“Suçlandığına göre aklanması imkansızdır” diye bir mantık nasıl kabul edilebilir?

Bunu elbette Sayın Savcı da çok iyi bilmektedir. Ancak Furkan Sezer gibi kumpas tetikçiliğini yapmakla görevli kişileri korumak adına, şikayeti kovuşturmaya dönüştürmemek için olağanüstü bir çaba gösterilmiştir.

Kumpası Devam Ettirmek Adına, Mahkemece İspatlı İftira ve İftiracı
Yine Bir Mahkeme Tarafından Korunmuştur

Adnan Oktar dosyasında bir diğer şaşırtıcı karar ise, sanıklara atılmış bir iftiranın ispatlanmasından hemen sonra gerçekleşmiştir.

Dava kapsamında, bir sanık, etkin pişman tarafından kendisine iftira atıldığını belgeleyerek ispat etmiştir. Etkin pişmanın iftira attığı, -söz konusu mahkemenin kumpas davasını gören mahkeme OLMAMASINDAN dolayı- MAHKEME TARAFINDAN DA KABUL EDİLMİŞTİR. Dolayısıyla, SANIĞIN İFTİRAYA UĞRADIĞI, MAHKEME KARARIYLA KESİNLEŞMİŞTİR.

Ancak sonrasında ilginç bir gelişme olmuş ve itiraz üzerine davayı gören Bölge Adliye Mahkemesi, kararı, ETKİN PİŞMANIN İFTİRA ATMA HAKKI OLDUĞU GEREKÇESİYLE BOZMUŞTUR.

Mahkeme kararında geçen ifadeler tam olarak şu şekildedir:

“…sanığın ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİ ÇERÇEVESİNDE VERDİĞİ BEYANLARININ, YETKİLİ MERCİYE İHBAR VEYA ŞİKAYET OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEYECEĞİNDEN, sanığın eyleminin iftira suçu olarak nitelendirilmesinin mümkün bulunmadığı, dolayısıyla olayda iftira suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi…” (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 1. Ceza Dairesi, Esas no: 2023/1368, Karar no: 2025/1117)

Görülebildiği gibi Bölge Adliye Mahkemesi de, söz konusu ETKİN PİŞMAN İFADESİNİN İFTİRA OLDUĞUNU KABUL ETMİŞTİR. Ancak kişinin, SÖZ KONUSU İFTİRAYI ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİ ÇERÇEVESİNDE ATMASINDAN DOLAYI, BU İFTİRANIN ŞİKAYET KONUSU OLAMAYACAĞINA HÜKMETMEKTEDİR.

Bir başka deyişle, bir kişi, sırf kendisini kurtarmak için yalan beyan verebilmekte, başkalarını suçlayabilmekte, açık şekilde iftirada bulunabilmekte;

Bundan dolayı kişi ve kişiler zarar görebilmekte, hüküm giyebilmekte, yıllarca hapiste kalmakta

AMA

İftirayı atan kişi, YALANCI OLDUĞU AÇIKÇA İSPAT EDİLMİŞ OLMASINA RAĞMEN, SUÇLANAMAMAKTADIR.

Onun iftira attığı kişi, sırf BU İFTİRADAN DOLAYI CEZAEVİNDE KALMAYA DEVAM ETMEKTE, aldığı hüküm BOZULMAMAKTA, HAYATI TAMAMEN YOK EDİLMEKTE

AMA

İftiracı; suçlanmayacağını, yargılanmayacağını, iftirasından sorumlu tutulmayacağını bilerek, ikiyüzlü hayatına devam etmektedir.

En acı olan da, bunu, iftiracıya, MEVCUT HUKUK SİSTEMİNİN SAĞLAMIŞ olmasıdır.

Bu zihniyet ile yola çıktığımızda, örneğin bir kişi başkasına iftira atarak, “bu kişi şu kişiyi öldürdü” dese ama ortada hiçbir delil olmasa, hatta iftira ortaya çıkmış olsa, iftira atan KORUNACAK ve bu yalan beyan üzerine kişi, cinayetten mi yargılanacaktır?

Uygulanan şey, tam olarak budur.

Mesele Kumpas Olunca, Yargı Kararlarının Bile,
Hüküm Verenler Tarafından Yok Sayılması

Beraat kararlarının geçersiz sayılması, iftiracıların “iftira atabilir” denilerek korunması, tüm bunların bir kısım hakimler ve savcılar eliyle yapılması, kumpas davalarında çok acı bir tablo olarak karşımıza çıkmaktadır. Kumpas davaları zaten hukukun ayaklar altına alındığı çok fazla husus içeriyorken, kesinleşmiş mahkeme kararlarının dahi yok sayılarak sorunlu kararlar verilmesi ülkemizin hukuk sistemi adına vahim bir durumdur.

Kumpas davalarında bu unsurlar, ne yazık ki olağan hale getirilmektedir. Bu hususlar, İBB davalarında da karşılaşılması beklenen hususlar olduğundan, bu konulara ciddi şekilde dikkat çekilmesi, ortak mücadele verilmesi önemlidir.

Bu önemli detayları takdirinize sunar, saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.29.01.2026

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir